Namık Kemal Hayatı ve Eserleri

24 Aralık 2017 Yazan  
Kategori EDEBİYAT, HİKAYE,MASAL,ÖYKÜ,FIKRA

Namık Kemal Hayatı ve eserleri
Osmanlı, şair ve yazar. Batı edebiyatınınyazın türlerini ilk kez Türk toplumsal yaşamına tanıtmıştır.
Hürriyet aşığı, vatanperver, mütedeyyin, çalışkan, prensiplerinden taviz vermeyen bir fikir ve düşünce adamı olan Namık Kemal’in hayatı, daha ilk yıllarından itibaren il il dolaşmakla başlayıp sürgünde noktalanır.
Asıl adı Mehmet Kemal olup 1840 yılında Tekirdağ’da doğdu. Babası Müneccimbaşı Mustafa Asım beydir. İki yaşında annesini kaybedince dedesi onu yanına alıp büyütmüştür
Bir memur olan dedesinin sık sık görev yerinin değiştirilmesi Kemal’in düzenli bir okul hayatı geçirmesine imkan vermedi. Bu durum on yedi yaşına kadar devam etti. Ancak, çok fazla ve düzenli olmamakla beraber özel ders alıp kendi gayretleriyle eğitimini tamamlamaya çalıştı.
Bu sebeple özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşında İstanbul’a babasının yanına geldi. 1863′te Babıali Tercüme Odası’nda kâtip olarak işe başladı. Dört yıl çalıştığı bu görev esnasında devrin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma fırsatı buldu. 1865′te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet isimli gizli derneğe katıldı.
Bir taraftan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin fikirleri doğrultusunda yaptığı yayın sonucu 1867′de kapatıldı. Namık Kemal de İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Erzurum’a vali yardımcısı olarak atandı. Bu göreve gitmeyi değişik engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa’nın çağrısı üzerine Ziya Paşa’yla beraber Paris’e kaçtı.
Sofya’da bulunduğu sıralarda divan şiiriyle ilgilenmeye ve yazmaya başladı. Divan toplantılarına katılması ve şiir yazmasından dolayı kendisine; yazıcı, katip anlamına gelen ” Nâmık” mahlası, şair Eşref Paşa tarafından verildi. Diğer yandan da Fransızca öğrenmeye çaba gösterdi. 1857’de İstanbul’a geldi.1863’de Tercüme Odasında göreve başladı . Şinasi ile tanıştıktan sonra Tasviri Efkar’da yazılar yazmaya başladı.Tanzimat ve sonrasının en önemli teşekküllerinden olan Yeni Osmanlılar’a katıldı. Mısır Hidivi Mustafa Paşanın daveti üzerine Ziya Paşa ile birlikte Paris’e gitti (1867). Daha sonra bir müddet Londra ve Viyana’da yaşadıktan sonra İstanbul’a döndü (1870). Londra’da bulunduğu sıralarda Hürriyet Gazetesini çıkardı.
Vatana döndükten sonra İbret gazetesini çıkarmaya başladı (1872). Kısa bir süre sonra gazetesi kapatılıp kendisi de Gelibolu mutasarrıflığına atanarak İstanbul’dan uzaklaştırıldı. Bu görevden alınınca İstanbul’a dönüp gazetesinin başına geçti. Vatan Yahut Silistre adlı oyunu tiyatroda oynanırken(1873) fazla ilgi görmesinden ve hürriyet, vatan ve İttihad-ı İslam hakkındaki yazılarından dolayı Kıbrıs’a sürüldü. Magosa Kalesinde 38 ay hapis yattıktan sonra İstanbul’a döndü (1876).
Ardından Londra’ya geçerek M. Fazıl Paşa’nın parasal desteğiyle Ali Suavi’nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Fakat Ali Suavi’yle anlaşamaması nedeniyle Muhbir’den ayrıldı. 1868′de yine M. Fazıl Paşa’nın desteğiyle Hürriyet ismi altında farklı bir gazete çıkardı.
Değişik anlaşmazlıklar sonucu, Avrupa’da tek başına kalınca, 1870′te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa’nın çağrısıyla İstanbul’a geldi. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872′de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada yayımlanan bir yazısı üzerine gazete hükümetçe dört ay kapatıldı.
Namık Kemal yine İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığı na atandı.
Gelibolu’da yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873′te Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara sebep oldu. Bu olayı İbret gazetesinin yazmasıyla o sırada İstanbul’a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı.
Bu kez kalebentlikle Magosa’ya sürgüne yollandı. 1876′da I. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a geri döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi’yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev yaptı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid’in Meclis-i Mebusan’ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası’na sürüldü.
1879′da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884′te Rodos, 1887′de Sakız Adası’na gönderildi. Ertesi yıl burada hayatını kaybetti ve Gelibolu’da Bolayır’da gömüldü.
Namık Kemal ilk şiirlerini küçük yaşlarda yazmaya başlamıştır. İstanbul’a gelince eski ve yeni kuşaktan şairlerin bir araya toplanarak kurdukları Encümen-i Şuârâ’ya ve kimi Divan şairlerine nazireler yazdı. Şinasi’yle tanışıncaya kadar, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilendi.
Şinasi’yle tanışmasının ardından şiirlerindeki muhteva da değişmiştir. Günlük konuşma dilinden alıntıların yanında, o zamana kadar geleneksel Türk şiirinde görülmemiş olan “hürriyet kavgası”, “esaret zinciri”, “vatan”, “kalb-i millet” gibi yepyeni kavramlarla birlikte, doğrudan doğruya düşüncenin iletilmesini amaçlayan bir tür “manzum nesir” meydana getirmiştir.
Bosna-Hersek Savaşları, 93 Savaşı gibi olayların ortaya çıkardığı sonuçlar, onun kaleme aldığı vatan şiirlerini etkilemiştir. Bu şiirlerin en tanınmışları arasında “Vâveyla”, “Vatan Mersiyesi”, “Vatan Şarkısı” ve “Hürriyet Kasidesi” bulunur. Namık Kemal şiirleriyle şiir tekniğine büyük bir katkıda bulunmasa da o günler için alışılmamış diri bir sesle konuşmuş olması ve eserlerine kattığı yeni kavramlarla Türk şiirini Divan şiirinin edilgen havasından kurtarmıştır. Bütün bu nitelikler onun Vatan Şairi olarak anılmasına sebep olmuştur.
Tiyatroya özel önem veren Namık Kemal, altı tiyatro oyunu yazmıştır. Bir vatanseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistire sadece ülke için değil, Avrupa’da da ilgi uyandırmış ve beş dile çevrilmiştir. Magosa’dayken kaleme aldığı Gülnihal’de baskıya ve zulme karşı duyduğu tepkiyi dramatik bir biçimde işlemiştir. Oyunun sahnelenmesinde bir çok kısım sansür tarafından çıkarılmıştır.
Namık Kemal yine Magosa’da kaleme aldığı Akif Bey’de, yurtsever bir deniz subayının göreve gittiği sırada karısının kendisine bağlılık göstermeyişini anlatırken, ahlaksal bir yorum da getirir. Zavallı Çocuk’ta görücü usulüyle evlenmeye karşı çıkar. On beş perdelik Celaleddin Harzemşah, Namık Kemal’in en beğendiği eseri olarak bilinir. Oyun, Moğollar’a karşı İslam dünyasını koruyan Celaleddin Harzemşah’ın kişiliği çevresinde gelişir. Bu eserde Namık Kemal, İslam birliği düşüncesini kapsamlı bir biçimde ortaya koymuştur.
Namık Kemal’in ilk romanı olan İntibah 1876′da yayımlandı. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve kişisel yönleriyle görmeye çalışmasının yanında, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılabilir. Eleştirmenler Namık Kemal’in bu romanda yüksek bir edebi seviye yakalayamadığı görüşünde birleşirler. Dört yıl sonra yayımladığı Cezmi, tarihi bir romandır. Kırım Şehzadesi Adil Giray’ın yaşadığı aşk ve Cezmi’nin onu kurtarmak isterken geçirdiği serüvenlerle gelişen romanda, Namık Kemal’in tam manasıyla Avrupa Romantizmi’nin etkisinde olduğu izlenir.
Namık Kemal’in yaşamı boyunca ilgi duyduğu alanlardan birisi de tarihtir. Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve yükseliş dönemlerini anlattığı Devr-i İstila yayımlandığında büyük ilgi görmüştür. 1872′de çıkan Evrak-ı Parişan’da, Selahaddin Eyyubi, Fatih gibi tarihi karakterleri, Barika-i Zafer’de İstanbul’un nasıl alındığını anlatır. Ahmed Nâfiz mahlasıyla yayımladığı Silistire Muhasarası ve Kanije, yine Osmanlı tarihine ilişkin kahramanlık olaylarını ele alan kitaplardır.
Namık Kemal’in, tarih konusunda en geniş çalışması olan Osmanlı Tarihi’nde, Hammer’in etkisinde kaldığı, eserin bilimsel olmaktan çok, eğitici değer taşıdığı konusunda görüşler ileri sürülmüştür. Yarım kalan bu eserin ilk basımı II. Abdülhamid tarafından yasaklanmıştır. 1975′te yayımlanan Büyük İslam Tarihi isimli eserindeyse Namık Kemal, İbn Haldun, İbn Rüşd gibi yazarlardan faydalanmış olduğunu belirtmiştir.
Namık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur. En önemli eleştiri eserları Tahrib-i Harâbât ile Takip’dir. Eleştirilerinde canlı, dolaysız bir üslup kullanmıştır. Tahrib-i Harâbât, Ziya Paşa’nın Harâbât isimli güldestesine karşı yazılmış sert bir eleştiridir. Takip de aynı güldestenin ikinci cildini eleştirmek için yazılmıştır. Mukaddeme-i Celal eleştirisinde Namık Kemal, Batı edebiyatı ile Doğu edebiyatını karşılaştırmış, tiyatro, roman türleri üstünde durmuştur.
Namık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer tutar. Döneminin neredeyse bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazmıştır. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına kadar çeşitli alanlarda kaleme aldığı makalelerin sayısı 500 kadardır. Bunlarda düzyazıdaki üstün yeteneğini ortaya koyduğu ve çok etkili bir üslup yaratmıştır.
Kanuni Esasi (Anayasa)’nin hazırlanması çalışmalarına katılarak Ziya Paşa ile birlikte çalıştı ve önemli katkılarda bulundu. 93 Harbi başladıktan sonra bir ihbar üzerine tutuklanarak hapse kondu. Kendisine İstanbul dışında görev teklifi yapıldığı halde kabul etmeyip yargılanmayı tercih etti. Mahkemeden beraat ettiği halde Midilli Adasına sürüldü (1877). Sonra buraya mutasarrıf olarak tayin edildi. Buradan sırasıyla Rodos (1884), Sakız (1887) adalarına atandı ve Sakız’da vefat etti (1888). Böylece Namık Kemal’in hürriyet ve vatan için mücadeleyle geçen 48 yıllık ömrü; kaçış, sürgün, hapis ve yer değiştirmelerle nihayet buldu.
Fikri Cephesi
Namık Kemal’in yaşadığı dönem birçok fikrin harmanlandığı ve Batılılaşma çabalarının önceki devirlere göre daha yoğun yaşandığı bir dönemdir. Osmanlının toprak kayıplarının artmasına paralel olarak dış müdahalelerin çoğalması Osmanlı idarecilerinin yanında aydınları da yaralamıştır. Bu konuda fikir üreten ve vatanın bütünlüğünün korunmasına katkıda bulunmak için kafa yoranlardan bir tanesi de Namık Kemal’dir.
Ona göre Vatan; Mukaddes Beldeler de dahil olmak üzere millet, hürriyet, uhuvvet, tasarruf, hakimiyet, ecdada hürmet, aileye muhabbet gibi ulvi duyguların bir arada toplandığı mukaddeslerle bezenmiş tüm Osmanlı topraklarıdır.
Hürriyet ve vatan aşıkı olan Namık Kemal, aynı zamanda samimi ve mütedeyyin bir Müslüman’dır. Tanzimat ricalini Milletin İslami kimliğinin korunup Avrupa’dan alınacak fenlerle takviye edilmesi konusunda sık sık uyarmıştır. O’na göre Avrupa körü körüne taklit edilmemeli, kendi kanun, inanç ve geleneklerimiz terk edilmemeliydi. Osmanlı fikir hayatında Hürriyet ve kanuna bağlı demokrasi üzerine açık bir görüş getirmeyi başaran ilk kişidir.
Namık Kemal, bir yandan kanunlar önünde tüm vatandaşlara eşit haklar tanıyan Osmanlıcılığı, diğer yandan özellikle Batıdan alınacak maddi kalkınma vasıtalarıyla bütünleşerek terakki edecek olan İslam İttihadını savunmuştur. O’na göre siyasi ve ekonomik yönden kalkınmış olan Asya ve Afrika kıtaları batıya alternatif teşkil edecektir. Fakat, bütün bunları gerçekleştirirken milletin iradesinin üstünlüğü esas alınmalıdır. Çünki bu sayede sağlanan manevi destek kalkınmamıza güç katacaktır. Dahası, Namık Kemal iradenin çoğunluk tarafından uygulanmasını da istibdat saymaktadır.
Namık Kemal’in bütün görüşlerine esas teşkil eden faktör ise ‘Şeriata mutlak bağlılık’tır. Tanzimatçıları da özellikle bu konudaki sapmalarından dolayı eleştirmiştir. Adalet, eşitlik ve hürriyet konuları üzerinde önemle duran Namık Kemal, hukuk konusunda Tanzimatçıların dindevlet ayırımı yapmalarını şiddetle eleştirmiş ve bu yüzden dini temelin zedelendiğini ifade etmiştir. O’na göre yapılan hukuki reformlar bu zedelenmeyi arttırmıştır.
Geri kalmışlığın ve ilerleyememenin sebepleri arasında, Avrupa’nın ekonomik ve siyasi nüfuzu karşısındaki yanlış tutumları sayar. Ona göre Osmanlı devleti ebedmüddettir. Bu itibarla İbn Haldun’un, devletleri; doğan gelişen ve sonunda ölen canlıya benzeten tezine karşı çıkar ve kabul etmez. Çünkü Osmanlı Devletinin bir gün çökeceğine kesinlikle ihtimal vermez.
Şair kimliğiyle tanınmakla beraber gazeteci kimliği ve fikri cephesi ön plandadır. Ölümünden sonra şiirleri bir kitapta toplanmıştır.Vatan yahut Silistre, Zavallı Çocuk, Akif Bey, Gülnihal, Celaleddin Harzemşah ve Kara Bela adlı tiyatro oyunlarını yazmıştır. İntibah ve Cezmi adlı iki de romanı mevcuttur. Osmanlı tarihini yazma çalışmalarının yanında Fatih, Yavuz ve Selahaddini Eyyubi gibi ünlü simaları işleyen Evrakı Perişan, Kanije Savunması gibi tarihi eserler de vermiştir.
ESERLERİ
OYUN:
Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940)
Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940)
Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958)
Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977)
Kara Bela (1908)
ROMAN:
İntibah (1876, yeni harflerle 1944)
Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)
ELEŞTİRİ:
Tahrib-i Harâbât (1885)
Takip (1885)
Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962)
İrfan Paşa’ya Mektup (1887)
Mukaddeme-i Celal (1888)
TARİHİ KİTAPLAR:
Devr-i İstila (1871)
Barika-i Zafer (1872)
Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973)
Kanije (1874)
Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946)
Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)
Vatan yahut silistre oyunu :
GENİŞ ÖZETİ:
Birinci Perde:
Zekiye, odasında uzanmış kendi kendine İslam Bey’e olan aşkını anlatmaktadır. İslam Bey ise, bu sırada, veda etmek için Zekiye’nİn penceresi etrafında dolanmaktadır. Sesi duyunca, kendisini gösterir. Zekiye utanmıştır.
İslam Bey, Silistre’ye yardıma giden gönüllülerden olmaya kararlıdır. Bunu Zekiye’ye söyleyince, sevgisi çok büyük olan Zekiye’nİn, haliyle üzüntüsü de büyük olmuştur. Bu yüzden İs­lam Bey’i bu kararından vazgeçirmeye çalışır. İslam Bey ise ataları arasında tam kırk iki şehit bulunduğunu, bu kadar şehidi olan bir ailenin ferdine kaçmanın yakışmayacağını belirtir.
Zekiye ise kardeşini şehit vermiş, yıllar önce cepheye giten babasından ise yıllardır bir haber alamamıştır.. Şimdi de hayatta tek sevdiği İnsandan ayrılmak, ona kat be kat zor gelmektedir. Yine de, onu sevgi ile uğurlar. İslam Bey, “Yaşasın vatan !” diyerek Zekiye’nİn yanından ayrılır.
İslam Bey, Zekiye’nİn yanından çıktıktan sonra, dışarıda kendisini bekleyen gönüllülerin yanına gelir ve “Beni seven peşim­den gelsin” diyerek yola düşer.
Biraz sonra Zekiye de erkek kılığına girer ve İslam Bey’in git­tiği yoldan takip eder.
İkinci Perde:
Gönüllüler, Silistre Kalesi’ndedirler. Zekiye de içlerindedir. Miralay Sıtkı Bey, ölüm ve kalım günlerinin sayılı olduğunu, isteyenin gidebileceğini söyleyince, gönüllülerden birisi “madem gidecektik de buraya neden geldik” diyerek bütün arkadaşları adına kararlılıklarını vurgular. Zekiye’yı çocuk diye göndermek isterler­se de, ısrarlı turumu sayesinde vazgeçerler…
Çatışma bütün şiddetiyle başlar. İslam Bey yaralanmıştır. Zekiye onu tanıdığı için hemen yanına koşar, İslam Bey Zeki­ye’nİn kollarında bayılır.
Zekiye, tedavisi için yanında revire gider,
Miralay Rüstem Bey ile Sıdkı Bey ise gelmişten geçmişten derin bir sohbete dalarlar.
Üçüncü Perde:
İslam Bey, hasta yatağında devamlı sayıklamakta, Zekiye ümit ve endişe ile başında beklemektedir. Günler sonra gözlerini açtığında Zekiye’yi görünce, şaşırır. Zekiye kendisini saklamaya Çalışsa da fazla direnemez ve iki sevgili konuşmaya başlarlar.
Düşman ise hedefine adım adım yaklaşmaktadır. Kaleyi ele geçirmesi an meselesidir. Tek çare olarak, kaleden çıkıp düşman cephaneliğini ateşlemek gözükmektedir. Bu iş için İslam Bey yara­lı hali ile Öne çıkar. İkinci öne çıkan kişi ise Zekiye’dir. Yanlarına bir de Abdullah Çavuş’u katarlar. Sıdkı Bey Zekiye’ye çok dikkatli bakar ve “Oğlum mezarda yatıyor” der. Zekiye’yi oğluna çok benzetmiştir.
Dördüncü Perde:
Aradan günler geçmiş, düşman toparlanmaya başlamıştır. Sıdkı Bey, çocukları düşman içine gönderdiğine bin kere pişman olmuş vaziyette dolanıp durmaktadır. Nihayet, Abdullah Çavuş görünür ve olanları anlatır. Anlattıklarından, İslam Bey’in büyük bir kahramanlık ve fedakârlık örneği göstererek düşmana büyük kayıp verdiği anlaşılmaktadır. Bu konuşma sürerken, İslam Bey, kelinde kırık kılıcı ile çıkagelir, tabii Zekiye de arkasından.
Sıdkı Bey coşku ile İslam Bey’i “evladım” diyerek kucaklayıp alnından öper. İslam Bey de onun ellerinden. Sonra Sıdkı Bey, çocuğun nerede olduğunu sorar. İslam Bey, Sıdkı Bey’e bütün olup biteni anlatır. Sıdkı Bey kızı yanına getirmesini söyler. Sıdkı Bey, Zekiye’ye sorduğu suallere aldığı cevaplardan kendi öz kızı olduğunu; Zekiye de yüzündeki duruşun aynı ninesi ve abisinin yüzündeki duruş olduğunu görerek, Sıdkı Bey’İn öz babası oldu­ğunu anlar. Baba kız kucaklaşırlar. Sevinçlerine diyecek yoktur.
Bu esnada, Abdullah Çavuş eratın önüne düşmüş, onları “Arş Yiğitler Vatan İmdadına” marşını söyleterek yürütmektedir. Sıdkı Bey’in önüne gelince dururlar. Sıdkı Bey erat önünde şu tarihi konuşmayı yapar:
“Arslanlanml Doksan gündür çekmediğiniz belâ, görmediğiniz ce­fâ kalmadı. Osmanlıların namusunu göklere çıkardınız. Vatan sizden hoşnuttur. ..Vatanımızın faydasını koruduk, yine de koruruz. Her za­man koruruz. Biz her zaman bu yolda ölmeye hazırırz. Yaşasın vatan! Yaşasın Osmanlılar!”
Askerler de hep bir ağızdan: “Yaşasın vatan! Yaşasın Osmanlı­lar!” dîye haykırır ve perde kapanır.

Enter Google AdSense Code Here

Yorumlar


1 Yorum yapılmış "Namık Kemal Hayatı ve Eserleri"

  1. sahsenem demişki 09 Aralık 10 11:58 

    süper

Yorum Yazaken SeviyeLi YorumLar Yazınız.!