Metin Yiğit | Metin1.Net : Hayatı Kolaylaştıran Faydalı bilgiler - Part 2



Enginar,Deve dikeni ve Bamya hakkında bilgiler

04 Ağustos 2018 Yazan  
Kategori BİTKİLER VE SAĞLIK

ENGİNAR
Karaciğerinizin doğal dostu… Enginarın içeriğinde bulunan A ve C vitaminlerinin yanında kalsiyum, potasyum, demir, manganez, fosfor gibi minarelerden dolayı karaciğerde biriken toksinleri temizleyici özelliğe sahiptir.

ENGİNAR’IN ETKİLERİ:
Karaciğer toksinlerini temizleyici
Karaciğeri koruyucu
Karaciğerin kendini yenilemesinde yardımcı olur.
Karaciğerin hücre ölümünün azaltılmasına yardımcı
Kolesterol seviyesini ayarlayıcı
Safa kesesi, böbrek ve bağırsakların düzenli çalışmasında yardımcı
Karaciğer ve safra kesesinde biriken nikotin ve alkol ve yağın atılmasında yardımcı
LDL ve Trigliserit miktarının düşürülmesinde yardımcı
Kandaki kolesterol seviyesinin ayarlanmasına yardımcı
Sindirimi kolaylaştırıcı

ENGİNARIN KULLANIM ŞEKLİ
1 fincan suyun içerisinde ( 150-200 ml ) bir tutam ( yaklaşık 2 gr ) bitki bir iki taşım kaynatılır. 1O-15 dk demlenmeye bırakılır. Günde 3 defa aç ve ya tok içilir.

YAN ETKİLERİ :
Çok nadir olarak alerjik reaksiyonlara yol açabilir.

——————————–
DEVE DİKENİ
Karaciğerinize doğal bir dokunuş… Karaciğer hücrelerini koruyucu ve onarıcı özelliğe sahip deve dikeni şifalı bitkiler arasında karaciğer dostu olarak bilinir. Vücudumuzun zararlı maddelerden arındırılmasında en önemli görevi karaciğerimiz yüklenir. Karaciğer vücudumuza giren zararlı maddeleri parçalar ve vücudumuzdan atılmasını sağlar. Bu yoğun çalışma sonucunda tabi ki kendisinin de desteklenmeye ihtiyacı vardır. Bu aşamada devreye şifalı bitki olarak enginar ve deve dikeni girer. Deve dikeninin, karaciğer yağlanmasını ve yağlanmanın sebep olduğu karaciğer deformasyonlarını önlemede etkili olduğu yapılan araştırmalarda ortaya çıkmıştır.

DEVE DİKENİ’NİN ETKİLERİ:
İdrar arttırıcı ( toprak üstü kısmı )
Ateş düşürücü ( toprak üstü kısmı)
Yatıştırıcı ( toprak üstü kısmı )
Karaciğer yağlanmasını önlemekte (tohum )
Karaciğer fonksiyonlarının düzene girmesinde (tohum )
Karaciğer deformasyonlarında ( tohum )
İlaçların ve kimyasalların karaciğere verdiği zararı giderme de (tohum )
Bağışıklık sisteminin güçlenmesinde etkili olduğu bilinmektedir tohum)

DEVE DİKENİ’NİN KULLANIM ŞEKLİ VE DOZAJI :
250 gr suyun içerisine kurutulmuş bitkiden bir tatlı kaşığı kadar konulur ve 1-2 dk kaynatılır, ılık kıvama gelince küçük yudumlar halinde içilir, ( hazırlanan çay bir anda değil gün içinde birkaç yudum şeklinde içilmelidir.) Tohum olarak tüketiminde piyasada hazırlanmış tabletler şeklinde tüketmenizi tavsiye ediyoruz ama bu ürünleri güvendiğiniz kişi ve firmalardan almanız sağlınız için çok önemlidir. Yanlış şekilde hazırlanmış ürünler sağlık açısından tehlike oluşturabilir.

YAN ETKİLERİ :
Tavsiye edilen miktarın dışına kesinlikle çıkılmamalıdır. Hamilelerin kullanması tavsiye edilmez.Yanlış kullanımında mide bulantısı,kusma ve baş dönmesi olabilir hemen doktora gidilmesi gerekir.
———————————————-

BAMYA

Ebegümecigiller familyasından; yaprakları asma yaprağına benzeyen, meyvesi beş bölmeli, tohumları yuvarlak ve yeşilimtrak gri renkte, sebze olarak yenen bir bitkidir. Amasya, Balıkesir bamyası gibi çeşitleri vardır. içinde Avitamini B1,B2 ve C vitamini vardır.Magnezyun ve demir bakımındanda oldukca zengin bir bitkidir.

Bamyanın Faydaları :
-Kabızlığı giderir
-Mide ve bağırsakların düzenli çalışmasını sağlar.
-Sindirime faydalıdır
-Kanı temizliyor.
-İdrar söktürücüdür.
-Halsizliğede çok iyi gelir.

Karanfilin faydaları yararları

29 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori BİTKİLER VE SAĞLIK

KARANFİLİN MUCİZEVİ FAYDALARI:
Mucizevi Bitki Karanfilin Bu faydalarına inanamayacaksınız
Suya katınca kelliğin bala katınca öksürüğün çaresi
Karanfilin sağlığa faydası da en az kokusu kadar keskindir. Bazı rahatsızlıklara anında çözüm sağlar, birçok ürkütücü hastalık için ise ciddi anlamda koruma sağlamaktadır. İşte sağlık açısından önemli olan karanfilin faydaları nelerdir;

Suya katınca kelliğin bala katınca öksürüğün çaresi
Karanfilin sağlığa faydası da en az kokusu kadar keskindir. Bazı rahatsızlıklara anında çözüm sağlar, birçok ürkütücü hastalık için ise ciddi anlamda koruma sağlamaktadır.

İşte karanfil mucizesi tarifi; Bir bardak kaynar suya 10-15 adet karanfil atarak 10 dakika bekletin. Yapmış olduğunuz karanfil çayını kafa derinize masaj yaparak yedirin. Saç dökülmesinin durduğunu fark edeceksiniz.

Karanfil Akneleri Giderir: Özellikle karanfil yağının akne tedavisi için çok etkili olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Karanfil yağı, etkilenen bölgeye topikal olarak uygulanır. Genelde el ve yüz kısmına uygulandığında kremlerle inceltilir. Cilde uygulandığında ise karıncalanma hissi verir. Karanfil yağının antibiyotik özelliği ile aknelerin oluşma nedenleri ortadan kalkmış olur.

Karanfil Diş Ağrılarını Giderir: Karanfil, diş macunu sektöründe çok yaygın olarak kullanılan bir bitki türüdür. Karanfilin diş ağrılarına çok iyi geldiği çok eskilerden bilinir. Eğer çok acı verici diş ağrısı çekiyorsanız bir karanfili ağrıyan kısma koyabilirsiniz. Veyahut da karanfil yağından çok az bir miktar pamuğa dökerek ağrıyan dişin üzerine koyabilirsiniz. Çok kısa bir sürede ağrıyı geçireceğini göreceksiniz.

Öksürük ve Kötü Nefes Kokusunu Giderir: Karanfil öksürük ve kötü nefes kokusuna karşı da etkilidir. Yemeklere eklenerek tüketilmesi keskin kokusunu bir nebze azaltabilir. Rahatsız edici ve öz güvene çok zarar veren nefes kokusu veya diş çürüklerinden dolayı oluşan ağız kokularına karşı etkilidir. Bunun için günlük olarak ara ara ağzınıza 1 tane karanfil koymanız yeterli olacaktır.

Karanfil Sinüzite İyi Gelir: Sinüzit sorunu olanlar için özellikle kış aylarında sinüzitin verdiği baş ağrılarından dolayı hayat zehir olur. Birçok uzman sinüzitleri temizleyici özelliğinin olduğunu söylemektedir. Bunun için karanfil tozunun burundan çekilmesini önermektedirler. Fakat bunu yaparken dikkat edilmesi gerekir çünkü karanfil tozu da en az karanfil kadar etkilidir.

Karanfil Şişkinliği Giderir: Karanfil su ile karıştırılarak veya çay olarak hazırlanıp içilebilir. Bu şekilde bağırsaklarda karın bölgesinde meydana gelen şişkinlik şikayetlerine önemli ölçüde çözüm üretir ve rahatsızlığı giderir.

Karanfil Bulantı ve Kusmalara Karşı İyi Gelir: Karanfil yağı ağızdan alındığında bulantı ve kusmalara karşı çok etkili olduğu söylenmektedir. Özellikle sabah kusmaları için iyi bir çözüm olabilir.

Soğuk Algınlığına İyi Gelir: Soğuk algınlığına karşı karanfil yağını incelterek bal karıştırıp içmenin faydalı olduğunu söylenir. Bunun için ılık suya bir miktar karanfil yağı karıştırılır ve bu karışıma da bir miktar bal eklenir ve bu şekilde tüketilir. Günde 2 veya 3 kere içmek öksürüğün etkisini azaltır veya tamamen geçirir.

Yorgunluğu Giderir: Karanfilin yorgunluğu giderici özelliği vardır. Özellikle kokusu sinir siteminde etkileyici rol oynamaktadır. Yorgunluktan kaynaklanan olumsuz düşüncelerden sizi uzaklaştırır ve dolaylı olarak ruh sağlığımıza da olumlu yönde etki eder.

Deri İçin Karanfil Çok Faydalıdır: Karanfil tozunun deriye birçok faydası vardır ama genelde karanfil yağı kullanılmaktadır. Fakat deriye çok fazla mikarda karanfil yağı uygulamak zararlı olabilir. Karanfil yağı cilt hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır ama kullanılmadan önce mutlaka dozajı düşürülmelidir.

Karanfil Strese Karşı İyi Gelir: Karanfil, meydana gelen gevşeme ve rahatlamalar stresi de aynı zamanda azaltır.. Bir aromalı çaya nane ve karanfil katarak tüketmeniz stresle mücadele açısından bünyenize inanılmazbir katkı sağlar..

Hamilelikte doğru beslenme nasıl olmalıdır

29 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori KADIN VE MUTFAK

Anne adaylarına uzmanlardan sağlıklı beslenme önerileri
Gebelik oluşmasından 12. gebelik haftasına kadar vücutta pek çok hormon yüzlerce kat artar ve buna bağlı olarak annede bulantı, kokulara hassasiyet, kusma ve sindirim problemleri görülür. 12. haftadan sonra ise hormonlar daha sabit seyrettiğinden, bu tip şikâyetler düzelir.

Gebeliğin ilk 3 ayında, bebeğin büyüme ve gelişmesini etkileyen en önemli faktör, sağlıklı kromozomal bir yapıya sahip olmasıdır. Dolayısıyla, bu dönemde annenin beslenme şekli bebeğin gelişimini etkilemez.

Florence Nightingale Hastanesi’nden, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Faruk Abike 12 adımda sağlıklı beslenmeyi anlattı.

1- İlk üç ay sık ama az miktarlarda beslenin…
İlk 3 ayda, anne sık aralıkla az miktarlarda beslenmelidir. Yağsız, kokusuz, baharatsız ve tuzlu yiyecekler ile kraker, beyaz leblebi gibi atıştırmalıklar bulantının bastırılmasında faydalı olacaktır. Bu dönemde anne, istediği her şeyi yiyebilir ancak yeme için zorlanmamalıdır çünkü sağlıklı bir genetik yapıya sahip bebek, bu dönemde annenin beslenmesinden olumsuz olarak etkilenmez. Anne; balık, yumurta, süt-süt ürünleri ve et ürünleri tüketebilir ancak bunlara karsı bulantı veya isteksizlik varsa yeme için kendini zorlamamalıdır. Raf ömrü uzun olan, katkı maddesi içeren gıdalar (sosis, salam, hazır meyve suyu vs.) tüketiminden kaçınılmalıdır. Sonuç olarak, ilk 3 ayda anne canı ne isterse tüketmeli, onun dışında faydalı olabileceğini düşünerek istemediği gıdayı almak için gereksiz bir çaba içinde olmamalıdır.

2- 3. aydan sonraki beslenme ciddi bir disiplin ister
Gebeliğin 3. ayından sonra hormonların daha sabit seyretmesi nedeniyle, anne hem fiziksel hem de psikolojik açıdan rahatlamış olacaktır. 3. aydan doğuma kadar ki süreçte beslenme, hem anne hem de bebek açısından, çok önemlidir ve ilk 3 ayın tersine çok sıkı bir disiplin gerektirir.

3- Günlük kaç kalori alacağız?
Gebeliğin bu periyodunda, günlük 1600 kcal olan enerji tüketimi 2200 kcal düzeylerine çıkmaktadır. Dolayısı ile alım arttırılmalı, 3 ana öğün yanında mutlaka 3 ara öğün eklenmelidir. Ara öğünlerde sandviç, meyve, süt, yoğurt tüketilebilir.

4- Günlük diyet nasıl olmalı?
Günlük diyette mutlaka süt ve süt ürünleri (günde en az 1 bardak süt, bir kâse yoğurt, peynir) olmalıdır ve her gün düzenli olarak tüketilmelidir. Süt ve ürünleri, protein ve kalsiyum kaynağı olduğu için bolca tüketilmelidir.

5- Haftada en az iki öğün kırmızı et tüketin
Annenin isteğine göre biftek, köfte veya steak şeklinde olabilir ancak az pişmiş olmamalıdır. Özellikle et ve et ürünlerinin iyi pişmiş olmasına dikkat edilmeli, raf ömrü uzun olan katkı maddeleri içeren gıdaların tüketilmemesine özen gösterilmelidir.

6- Haftada en az 3 gün yumurta tüketin
Yumurta çok kaliteli protein içerir ve hatta mümkünse daha sık tüketilmelidir.

7- Haftada bir öğün balığı sofranızdan eksik etmeyin
Ancak midye, istiridye, kılıçbalığı, köpek balığı ve kral uskumru türü balıklar yüksek düzeyde cıva içerebileceğinden, bu balıkların tüketimi sakıncalıdır. Levrek, çipura, somon gibi büyük balıklar tüketilmelidir. Bununla beraber dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da haftada 350 gramdan fazla balık tüketilmemesi ve suşi gibi çiğ balık içeren Uzakdoğu yemeklerinden uzak durulmasıdır.

8- Akşam yemeklerinde akdeniz mutfağını tercih edin
Akşam yemeklerinde bol zeytinyağlı yeşil salata tüketimi hem vitamin kaynağı açısından hem de bağırsaklar açısından sağlıklıdır.

9- Ceviz, badem, kuru incire evet!
Günlük olarak da, omega yağ asitlerinden zengin olan, ceviz, badem, kuru incir, kuru kayısı gibi gıdaların tüketimi (birkaç adet olmak üzere) önemlidir. Tatlı, pasta, hamur işi, çikolata gibi gıdalar çok fazla tüketilmemelidir.

10- Günde 3 litre sıvı tüketmeye önem verin
(su, açık çay, süt, ayran, çorba, meyve). Herhangi bir hastalık ya da gebeliğe bağlı diyabet yoksa meyveler ve yeşil sebzeler bolca tüketilmelidir. Soda ve maden suyu yoğun mineral içerir ve tüketilmesi faydalı içecekler arasındadır. Asitli ve gazlı içecekler midede rahatsızlık yaratabileceği için sık olarak tüketilmemelidir ancak haftada 1-2 kez tüketilebilir. Günde 3-4 açık çay, 1 fincan kahve (tercihen filtre kahve) tüketilmesinde sakınca yoktur.

11- Gebelikte sigara ve alkole kesin bir HAYIR!
Gebelikte 3. aydan itibaren bu beslenme disiplinine uyulması hem annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi hem de sağlıklı bebek gelişimi açısından son derece önemlidir. Gebeliğe başlangıç kilosuna göre değişmekle beraber, tüm gebelikte ortalama 11-14 kg kilo alımı gerçekleşmelidir. Gebeliğin ilk 6 ayında ayda bir kilogram, 6. aydan itibaren ayda iki kilogram alınması dengelidir.

12- Yürüyün ve yüzün
Gebelik asla sınırsız yemek değildir, kaliteli ve dengeli beslenme hem rahat bir gebelik süreci hem de sağlıklı bir doğum sağlar. Gebeliğin 3. ayından itibaren, dengeli ve disiplinli beslenmeye mutlaka düzenli egzersiz programı eklenmelidir. Haftada en az 2 gün birer saat yürüme, yüzme, gebeliğe özel yoga, pilates yapılabilir. Ancak tehlikeli sporlar, ağırlık içeren egzersizler, bisiklet, paten gibi aktivitelerden kaçınılmalıdır.

İrmikli Şekerpare tarifi

29 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori KADIN VE MUTFAK

İRMİKLİ ŞEKERPARE TARİFİ
MALZEMELER:
Yarım kg irmik
250 gr tereyağı
4 tane yumurta
İki buçuk su bardak un
1 çay bardak maden suyu
Bir buçuk çay bardak tozşeker
1 paket kabartma tozu
Yarım su bardak dövülmüş
ceviz içi
Bir tutam tuz
Şerbet için:
3 su bardak tozşeker
İki buçuk su bardak su
3 damla limon suyu

HAZIRLANIŞI:
İrmikli şekerpare tarifi yapılışı.
Bir tencerede irmik ve tereyağını yarım saat çok ağır ateşte sürekli karıştırarak pembeleştirelim.

Soğuduktan sonra yumurta, elenmiş un, maden suyu, tozşeker, kabartma tozu, ceviz içi ve bir tutam tuz ekleyip yoğuralım.
Hamurdan ceviz büyüklüğünde parçalar koparalım dilediğimizgibi şekil verelim ve tepsiye dizelim.

Önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzerleri pembeleşene kadar pişirelim. Diğer tarafta tozşeker ve suyu kaynatalım.
Limon suyunu ilave edelim. 2 taşım daha kaynadıktan sonra şerbeti soğumaya bırakalım. Sıcak şekerparenin üzerine soğuk şerbeti gezdirelim.
Servis yapalım afiyet olsun.

Üzüm çeşitleri ve faydaları

24 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori BİTKİLER VE SAĞLIK

ÜZÜM ÇEŞİTLERİ VE SAĞLIĞIMIZ İÇİN FAYDALARI
Üzüm hakkında yararlı faydalı tüm bilgiler :

Üzüm, yaklaşık üç binden fazla çeşitle en çeşitli ve en yaygın meyvedir
Kara üzüm ve beyaz üzüm; tüm meyveler, yemişler, sebzeler içinde en geniş antioksidan etkisine sahip meyvedir. 15’den fazla antioksidan içerir.

Kara üzüm ve beyaz üzüm; tüm meyveler, yemişler, sebzeler içinde en güçlü beden temizleyicidir, atıkları ve ağır metalleri bedenden atılmasında ayrıcalıklı üstün etkiye sahiptir.
Sağlıklı yaşam, iyi yaşam açısından; üzüm, çekirdeği ve kabuğuyla çekilmiş üzüm suyu, üzüm çekirdeği; olmazsa olmaz gıdalardandır.

Üzüm ve üzüm çekirdeğinde bulunan ve az bilinen bir bileşik olan OPC (oligomeric proantho cyanidin) çok güçlü antioksidandır; trigliserit ve kolesterolün oksidasyonunu ve damarlarda birikimini önler, damar sağlığını korur, damar sertliği ve yüksek tansiyonda önleyici iyileştirici etkiye sahiptir.

Üzüm; kansızlığa, birçok karaciğer hastalığına iyi gelir.
Bedeni, zihni güçlendirir.
Sindirim ve boşaltım düzeninde katkı sağlar, kanı temizler.
Özellikle kara üzüm; bağışıklık güçlendirici, cilt güzelleştirici, zayıflamada yardımcıdır.

Antioksidan gücü; E vitamininden 50 kat, C vitamininden ise 30 kat daha güçlüdür.
Üzüm kalp damar sağlığını destekler, iyileştirir.
Üzüm içerdiği OPC, resveratrol ile kan yağlarının damarlarda, kanda birikimini ve oksitlenmesini önler, kalp ve damar sağlığını destekler, iyileştirir.

KARA ÜZÜM ; kanser oluşumunu engeller, kanserin iyileşmesinde yararları vardır.
Kara üzümün meyvesinde ve kabuğunda diğer üzüm çeşitlerine göre daha bol bulunan resveratrol adı verilen bileşiğin; lösemi hastalarında etkili olduğuna ilişkin yayınlar yapılmıştır. Kemoterapinin yan etkilerinde de çok önemli yararları vardır.

Üzüm; besleyici özellik olarak; incir, hurma, muz ve elma ile beraber en besleyici gıdalardandır.

Türkiye sağlık değerleri açısından en değerli üzüm çeşitlerine sahiptir.
Üzüm; taze üzüm, kuru üzüm, üzüm çekirdeği, üzüm suyu, hardaliye, köfter, üzüm şırası, üzüm sirkesi, kuru üzüm hoşafı, koruk suyu şerbeti, asma yaprağı ve pekmez olarak tüketilir.

Üzümü kabuğu, çekirdeği ile birlikte öğüterek, sıkarak üretilen doğal üzüm suyu; tat olarak kekremsi ve hafif tortulu olur. Fakat çok sağlıklıdır, adeta ilaç gibi gelir.
Günlük tüketim olarak taze üzüm günde 150 gr, kuru üzüm bir avuç en az 21 kuru üzüm önerilir.

Üzüm suyu günlük tüketim olarak; sabah akşam yarım su bardağı önerilir.
Taze üzüm şeker hastaları ve hamilelerde fazla tüketilmemelidir.
Üzümün içeriğinde; vitaminler, mineraller, aminoasitler, antioksidanlar bulunur.
Üzüm; temel beslenmede yer alması şart olan bir gıdadır.

Üzüm; fosfor, kalsiyum, sodyum, magnezyum, folik asit, potasyum, A, B1, B2, B3, B6, C ve E vitamini açısından zengindir.

Üzüm çekirdeğinin önemi :

Kara üzüm ve çekirdeğinin; lösemilerde kemoterapide dirençli olgularda bile işe yaradığı ortaya kondu.
Yani Batı, üzüm, üzüm çekirdeği konusuna sağlığa yararlı demeye başladı.

Artık ülkemizdeki tıp camiasında, doğal tıp yaklaşımına çoğunlukla muhalif olan mevcut tutum; bu tercümelerden sonra değişecek gibi!
Aynı çalışmalar resveratrolun; kötü kolesterolü (LDL) düşürücü, kanseri önleyici ve DNA değişimini öneleyici yani antimutajen özelliğini de ortaya koydu.

Üzüm Çekirdeği, Üzüm Kabuğu ve Üzümün Yararları, Faydaları 2Üzümün çekirdeğindeki diğer bir madde olan ‘Kuersetin’ ise, kan yapımına yardımcı olmaktadır.
Üzüm çekirdeği gibi üzüm kabuğu da proanthosiyanidin içerir. Yaban mersini de proantosiyanidin bakımından zengindir.

İnsanlar üzerinde her hangi bir yan etkisi görülmemiş.Üzüm çekirdeği damar yozlaşmasını önler ve damarları sağlamlaştırır. Ayrıca diyabetli ve varisli kişilere son derece yararlıdır.

Üzüm çekirdeği; gözü maküler dejenerasyon ve kataraktan korur.
DNA hasarını önleyerek ve azaltarak kanser oluşum tehlikesini de azaltır.
cildi dinçleştirir.
Damarların kollajen dokusunu da sağlamlaştırdığı için damar sertliği ve damar sertliği ile ilgili pek çok hastalığı önler.
Histamin salgısını azaltarak alerjiyi önler.

Üzüm çekirdeği prostaglandinlerin sentezini azaltarak romatizmal hastalıklar, ağrı gibi durumlarda yararlı olur.
Günlük 1 veya 2 çorba kaşığı yenmelidir.
Kara üzümü ya da kurusunu yerken çekirdeklerini çiğneyiniz,

Üzüm çekirdeğinin basur ve varis üzerindeki etkisini doğrulayan çok deney yapılmıştır.
Üzüm çekirdeği kalp krizi riskini azaltır. İyi kolesterolün yükselmesine kötü kolesterolün azalmasına katkıda bulunması faydaları arasındadır.

Üzüm çekirdeği antioksidan etkisi ile kansere karşı koruyucudur. Bu yönüyle kanserin engellenmesine yardım eder. Aynı zamanda kanser tedavisinde meydana gelen olumsuzlukların daha az yaşanmasına katkıda bulunduğu da tespit edilmiştir.

Yüksek tansiyon hastalarında kılcal damarları güçlendirdirip kan ve lenf dolaşımını düzenler.
Cildin daha sıkı ve elastik olmasını sağlar. Hücre yenileyici etkisiyle cildin güzelleşmesini sağlar.
Hücre koruyucu etkisinden dolayı kozmetik alanında da oldukça popüler olmuştur. Cilt ve dudak koruyucu ürünler, yüz ve vücut kremleri gibi ürünlerde de kullanılmaktadır.

Üzüm çekirdeğinin faydası sedef ve egzama gibi deri rahatsızlıklarında da önemlidir.
Dişetinde kanama sorunu olanlar içinde üzüm çekirdeği faydalıdır.
Siyah üzümün çekirdeğinin daha faydalı olduğu klinik araştırmalar sonucunda ispatlanmıştır.

Eğer çekirdeklerini yiyemiyorsanız havanda ezerek de tüketebilirsiniz.
Üzümün ‘doğum kontrol haplarının yan etkilerini de azalttığı’ ortaya çıktı. Uzmanlar, kadınlara ideal bir diyet besini olan üzümü bol tüketmelerini tavsiye ediyor.

 

Üzüm, tek başına bir eczane gibi
“Üzüm bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektedir.
Böbrek ve karaciğerin işlevini artırır, karaciğer hastalıkları ve kansızlığın tedavisinde etkilidir. Kanın temizlenmesine, vücutta yağların erimesine yardımcı olur.

Vücutta biriken zararlı maddelerin dışarı atılmasını sağlar.
Yağlı bileşiklerin kılcal birikmesini engelleyerek ve kanı sulandırarak kalp-damar sisteminin düzenli çalışmasına yardımcı olur.

İçerdiği resveratrol maddesi sayesinde kansere karşı vücudu korumakta görev almaktadır. Vücudu virüslere karşı dirençli hale getirir. Kabuk ve çekirdekleri mideye zarar vermeden sindirimi hızlandırır, bağırsak sisteminin çalışmasını düzenler, bağırsak sancısını giderir.

Cüzamdan kurtulmak için bolca kuru üzüm yenilmelidir.
Hamilelik veya bacaktaki şişliklerin giderilmesinde ekşi üzüm suyu lapası şiş uzuvlara sarılmalıdır. Cinsel gücü artırır, genel vücut zayıflığını giderir.

Sedeften kaynaklanan yaralara sürülerek şifa bulunur. İçerdiği besin, vitamin ve mineraller sayesinde güzellik iksiri ve zayıflama rejimlerinde kullanılmaktadı r.

Beyinin enerji kaynağıdır.
Cildin taze ve temiz bir görünüm almasını sağlar, alerji ve kireçlenmelerde iltihap oluşumunu engeller. İçerdiği biflavonoidler sayesinde C vitamininin etkinliğini artırır.

Kuru üzüm ağız kokularını gidermekte, akciğer hastalığına, asap bozukluğuna, unutkanlığa, kansızlığa, karaciğer zafiyetine, ses kısıklığına iyi gelmektedir.

Üzüm yaprağı suyu dizanteriye ve göz nezlesine karşı şifalı gelmektedir. Taze üzüm anne sütünü çoğaltmaktadır. Böbrek hastalıklarına taze üzüm iyi gelmektedir. Kansere karşı bol bol taze üzüm yenilmelidir.

Tatlı üzüm cinsel gücü kuvvetlendirir. Taze üzümle kuru üzüm birlikte yenirse bağırsak hastalıklarına ve kolite iyi gelmektedir. Kara üzüm, kalp, karaciğer, dalak, mide ve dimağ hastalıklarına şifa verir, kalbi kuvvetlendirir, nefes darlığına iyi gelir.

Damar sertliğine kuru üzüm iyi gelmekte, öksürüğü kesmekte, safrayı izale etmekte, balgamı gidermekte, ağız içi yaralarını iyileştirmektedir.

Kuru üzüm baş ağrısını dindirmekte, idrar yolları iltihaplanması na şifalı olmakta, cinsel gücü artırmaktadır.

Genel zayıflığa kuru üzüm iyi gelmektedir.
Vücudun aşırı derecede yorgunluğu ve bitkinliğinde kuru üzüm hoşafı içilmelidir.

Kuru üzüm iç yağ ile dövülüp derin ve iltihaplı yaralar üzerine konursa, iltihabı dışarı çıkarır, siğillerin üzerine konursa eritir. Kuru üzüm el ayak titremesine ve sinir zafiyetine iyi gelir, ses kısıklığını giderir.

Kuru üzüm hoşafı adet kanını söktürür, vereme ve basura iyi gelmekte, öksürüğü kesmekte, kireçlenmeyi önlemektedir. Aşırı adet kanamasını önlemek için kuru üzüm yenilmelidir. Kuru üzüm bağırsak iltihaplarına şifalı gelmektedir. Kuru üzüm vücudu şişmanlatır, günlük ile yenirse insanı zekileştirir, unutkanlığı giderir.

Sarı üzüm sedef hastalığına iyi gelmektedir. Çekirdeği çıkartılmış siyah kuru üzüm adet kanamasını söktürür. Üzüm yapraklarının suyu kan tükürmeye ve mide sancısına şifalı olmaktadır. Kuru üzüm sesi açar, asabı kuvvetlendirir. Bağırsak sancısına karşı üzüm yenilmelidir. Cüzama karşı kuru üzüm iyi gelmektedir. Diş ağrısına karşı üzümle sarımsak kaynatılıp gargara yapılmalıdır. Üzüm yüksek tansiyonu düşürür, kabızlığı giderir, hamilelerin mide bulantısını önler.”

‘SARA’YA İYİ GELİYOR
“Taze üzüm yenilerek dizlerdeki kireçlenme önlenir, romatizma ve mafsal iltihabına faydalıdır. Fil hastalığında üzüm ağacının külü sirke ile karıştırılıp şişlik üzerine konursa faydalı gelir. İktidarsızlığa kuru üzüm iyi gelmektedir. Sedef hastalığında kuru üzüm lapası yaralara sürülürse şifalı olur. Üzüm yaprağı usaresi suyla karıştırılıp saçlar yıkanırsa saçları uzatır. Damar sertliğine karşı üzüm hoşafı içilmelidir.

Saraya karşı üzüm hoşafı iyi gelir. Üzüm pekmezi akciğer veremine, asap bozukluğuna, kansızlığa, karaciğer zafiyetine iyi gelir. Zindeleşmek için üzüm pekmezi içilmelidir. Üzüm pekmezi içilirse ayaktaki yaralara faydalı olur. Dizanteriye karşı üzüm yaprağı usaresinden içilmelidir.

Göz nezlesinde arpa unu ile üzüm yaprağı su ile hamur yapılarak göz üzerine konursa şifalı olur. Kan tükürmeye karşı üzüm yaprağı suyu içilmelidir. Baharda asmaların kesilen yerlerinden akan su egzama, bağırsak kanamaları, deri ve göz hastalıklarına karşı deva olarak kullanılır.

Tohumlarından elde edilen üzüm yağı ishale karşı tavsiye edilmektedir. Üzüm yorgunluk gidericidir, beden ve zihin gücünü artırır, gözün görme gücünü destekler. Sinirleri yatıştırır, karaciğeri güçlendirir, kalp büyümesini önler, hazmı kolaylaştırır, kabızlığı giderir, tansiyonu düşürür ve tansiyonu düzenler.

Üzüm basura ve romatizmaya iyi gelir. Taze üzüm çok yenirse şişmanlatır. Kuru üzüm kan yapar, cildi güzelleştirir, kanı tazeler. Sivilceleri yok eder. nekahet dönemini kısaltır.”

“Koruk (ekşi üzüm) henüz olgunlaşmamış, ekşi, ham üzümdür. Üzüm koruğu suyu kalp rahatsızlıkları na ve ülsere iyi gelmektedir. Ezilmiş koruk üzüm kanserli uzva konulursa şifalı olmaktadır. İştah açar, göz ağrılarını dindirir.
Kurdeşen hastalığına karşı koruk şerbeti peynir suyuyla içilmelidir. Fil hastalığında ekşi üzüm suyu sirke ile lapa şeklinde bacağa bağlanırsa şifa elde edilir. Hamilelikten kaynaklanan ayak ve bacak şişmelerinde koruk üzüm suyuna batırılan bir bez bu uzuvlar üzerine bağlanırsa şişler iner.

Ham üzüm suyundan üç bardak aç karnına içilirse böbrek taşlarını eritir. Ham üzüm suyu fazla safra salgısını ve safradan kaynaklanan baş ağrısını keser. Ham üzüm suyu karaciğere faydalıdır. Asma yaprağı içerdiği tanen ile kabız, haricen ise kan durdurucu, sivilcelerde cerahat toplayıcı etki gösterir. Haricen taze yapraklar tavsiye edilirken, dahilen ise 50 gram yaprak 1 litre suda kaynatılıp günde 3-4 bardak içilir” şeklinde konuştu.

Yıpranmış cilde üzüm:
Probleminiz:Cilt bir takım olumsuz etkenlerden dolayı yıpranmaya ve erken yaşlanmaya başlıyor. Özellikle sonbahar aylarında ani değişen havalar cildi fazlasıyla etkiliyor. Bu dönemlerde cildi tazelemek ve kış mevsiminin zararlarından korumak için ölü hücrelerden arındırılması gerekiyor.
Ne yapmalısınız?

Bu durumda sadece nemlendirici kullanmak yeterli olmaz. Belli aralıklarla peeling yani ölü hücrelerin temizlenmesi işlemini de uygulamalısınız. Üzüm, bu konuda derdinizin çaresi olabilir. Üzüm, içerdiği maddeler sayesinde cildi derinlemesine temizlerken, kan dolaşımını da düzenliyor.

Size uygun maske:
Üzümlerin kabuklarını soyun. Çukur bir kaseye alıp çatalla ezerek püre haline getirin. Fazla suyunu süzün ve posasını temizlenmiş cildinize dairesel hareketlerle masaj yaparak sürün. 20 dakika bekleyip yıkayın.

Ölü hücreleri temizlemenin yanı sıra selülite de iyi geliyor. Cildin su tutmasını engelliyor. Zengin içeriği ile toksinleri atan üzüm, bağırsak ve böbrekleri çalıştırıyor, bol enerji veriyor ve cildin yaşlanmasını geciktiriyor.

Kaydet

Pratik mutfak bilgileri

22 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori KADIN VE MUTFAK

PRATİK MUTFAK BİLGİLERİ 13
Lahana haşlanırken çıkan kokuyu mutlaka hepimiz biliriz. Çünkü o kadar çok kokar ki tüm eve yayılır ve saatlerce çıkmaz. Bu kötü kokuyu engellemek için lahana haşlanırken suyuna ceviz kabuğu konulmalıdır.

Aynı şekilde karnabahar haşlarken suyuna ilave edeceğiniz az miktarda süt kötü kokuyu engelleyecektir. Ayrıca karnabaharın bembeyaz olduğunu göreceksiniz.

Sulu yemek yaparken tuzunu ayarlayamadınız ve biraz fazla oldu. Sorun değil. Hemen soyulmuş bir patatesi dörde bölüp yemekle birlikte kaynatın. Fazla tuzu aldığını göreceksiniz. Daha sonra haşlanmış patatesi yemeğin içinden alıp değerlendirebilirsiniz.

Et pişirirken suyuna birkaç damla sirke koyarsanız etlerin dağılmasını engellemiş olursunuz.

Pilav yaparken suyuna birkaç damla limon suyu koyarsanız pilavınızın hem tane tane hem de daha beyaz olduğunu göreceksiniz.

Mantarları yıkarken veya haşlarken limon suyu ve tuz ilave ederseniz mantarların kararmasını engellemiş olursunuz.

Doğal antibiyotik olarak bilenen sarımsak çoğu yemekte kullanılabilir. Yemeğe aromatik bir tat katan sarımsağı, yemek pişmeden 2 – 3 dakika önce havanda dövüp ilave ederseniz yemeğiniz daha lezzetli olacaktır.

8. En lezzetli tencere yemeği, dibi düz ve kalın olan tencerede, kısık ateşte pişer. Ayrıca tencerenin kapağını sık sık açmazsanız yemeğiniz daha lezzetli olur.

Domateslerin pişmesi için 5 dakika yeterlidir. Eğer yemeğin içinde dağılmasını istemiyorsanız, domatesleri yemeği ocaktan almadan 5 dakika önce ilave edebilirsiniz.

Çöp şiş yaparken etler piştikten sonra sıcakken şişten çıkarmanız kolay olacaktır. Soğuyunca çıkarmak daha zordur.

Fırında veya tavada balık pişirirken bir kaç dilim çiğ soğan koyarsanız, kötü kokunun azaldığını göreceksiniz.

Kekinizin yeterince kabarmadığını düşünüyorsanız, kullanacağınız yumurtaların oda sıcaklığında olmasına dikkat edin. Ayrıca kek pişerken ilk 20 dakika fırının kapağını açmayın.

Turşu kurarken kereviz sapı veya kişniş tohumu eklerseniz turşunuz daha lezzetli ve aromatik olacaktır.

Patates kızartırken birbirine yapışmasını engellemek için, patatesleri dilimledikten sonra 2-3 defa yıkayın. Nişastası gittiği için yapışmayacaktır. Yıkadıktan sonra iyice kurutmanız gerekir. Islak olarak kızgın yağa atarsanız küçük çaplı patlamalar olacaktır. Aynı işlemi pirince de uygulayabilirsiniz.

Kızartma yaparken yağın sıçramasını azaltmak için, yağa bir miktar tuz ekleyebilirsiniz.
Çikolata sosu hazırlanırken içine biraz kahve konursa tadı çok daha değişik olur.

Kuş üzümlerini ayıklamak için, onları bir avuç unla ovuşturunuz ve kalın delikli bir süzgece atınız. Unla beraber çöplerde düşer.

Zeytin yağı lekesini çıkarırken bir lokma ekmek içi yuvarlanıp lekenin üzerine gezdirilmelidir.

Soğanların üzerine biraz un serpilirse kavururken kararmaz.

Soğan soymaya başlamadan önce parmaklarınızı sirkeye batırırsanız, soğan kokusunun elinize sinmediğini göreceksiniz.

Yumurtaları kolayca soymak için, kaynar sudan çıkardıktan sonra hemen soğuk suya tutulup biraz bekletilir.

Levh-i Mahvuz nedir

22 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori İSLAM VE YAŞAM

LEVH-İ MAHVUZ
“Levh-i Mahfûz”, Arapça’da “korunmuş levhâ” demektir. İslâm’da olmuş ve olacak her şeyin yazılmış olduğu manevî levhayı dile getirir. Olmuş ve olacak şeyler Allah’ın bilgisine bağlı olduğundan Levh-i Mahfuz doğrudan Allah’ın ilim sıfatı ile ilgilidir. Korunmuş (mahfuz) olarak nitelenmesinin nedeni, burada yazılı olan şeylerin herhangi bir müdahale ile değiştirilmekten, bozulmaktan uzak olmasıdır.
Kurân’da “Ümmü’l-Kitap” (Kitapların Anası, Ana Kitap), “Kitâbun Hâfîz” (Koruyan Kitap), “Kitâbun Mübîn” (Apaçık Kitap), “Kitâbun Meknun” (Saklanmış Kitap), “İmamun Mubin” (Apaçık İnen Kitap) ve sadece kitap olarak da anılır. İnsanların başlarına gelecek şeyleri de ihtiva ettiği için “Kitabul-Kader” (Kader Kitabı) da denir.

Levh-i mahfuz,olmuşların ve olacakların, zamandaki bütün anların ve mekandaki bütün varlıkların, kısacası, her şeyin yazılı bulunduğu bir İlâhî muhafaza levhası; İlahi ilmin aynası, kaderin defteri, kâinatın programıdır.

Levh-i mahfuzun insandaki küçük örneği, “hafıza”dır. Hafıza, başımızdan geçen olayları, gördüğümüz yerleri, tanıdığımız insanları, duyduğumuz sesleri, tattığımız tatları, hayatımız boyunca edindiğimiz bütün intibaları, öğrendiğimiz bütün bilgileri içine alır, ama yine de dolmaz.

Hafıza, zekanın hazinesi, tefekkürün sermayesi, benliğimizin tarihidir. Ruhumuza takılan en değerli cihazlardan biridir. Hafızasız bir zeka işimize yaramaz. Çünkü biz, eskiden öğrendiklerimize dayanarak düşünürüz.

Hafızanın bir de ebedi hayatımıza bakan yönü vardır. Hafıza, bir senet, bir vesika, bir belgedir. Ahiretteki muhasebe vaktinde, dünyada işlediğimiz sevapları ve günahları göstererek bize şahitlik eder.

Nasıl insanın başından geçen bütün olaylar hafızasında yazılıyorsa, kâinattaki bütün olmuş, olan ve olacak olaylar da o büyük hafızada yazılıdır. Her iki “levha”da da Rabbimizin “Hafîz” (koruyan, muhafaza eden) ismi tecelli eder.

Her şeyin levh-i mahfuzda yazılmış olduğu gerçeğini bazı kimseler akıllarına sığıştıramazlar. “Yazılma” denilince “harf harf kaleme alınmayı” anlamak eksik olur. Genlerin dizilişi yazı yazmadan çok farklı. Hafızanın bir şeyi kaydetmesi de daktiloyla yazmaya benzemiyor. Bir teyp bandında yahut video kasetinde de sözler ve olaylar kalemle kaydedilmiyorlar.

İşte her şeyin ve her hadisenin, levh-i mahfuzun defterleri olan imam-ı mübîn ve kitab-ı mübînde yazılması bunların çok ötesinde bir keyfiyetledir. Bu kaydın da harflerle, kelimelerle alakası yoktur.

Namaz kılmaya nasıl başlarım

22 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori İSLAM VE YAŞAM

Beş vakit Namaz nasıl kılınır tarifi
Namaz kılmadan önce nelere dikkat edilmelidir.
Namaz nasıl kılınır çizgi video en altta

Tuvalete  helaya  ihtiyaç  gidermek için  girdiğimizde  mümkünse çoraplarımızı  çıkarıp girmekte  yarar vardır. Necis  yani  namaza  mani  olacak  şekilde  bir  şeylerin  sıçramaması  için  kesinlikle  ayakta  idrar yapmamak  gerekir. Çökerek  ihtiyaç  giderilmelidir.
Daha  sonra  en  iyi  şekilde  temizlenip  akıntının  olmadığından  emin  olunca  abdes  almalıyız.  Bu  arada  helaya  girerken  ve  çıkarken  okunması  gereken  çok  kısa  duaları   öğrenip  okumamızın  büyük  sevabı  vardır.

Nasıl abdest alınır?

1- Yüzü sağ elle uzunlamasına saç bitiminden çenenin altına kadar ve enine baş parmakla orta parmağın arasını yukardan aşağıya doğru yıkamalıdır.

2- Sağ kolu dirsekten parmakların ucuna kadar yukardan aşağı doğru yıkamalıdır.

3- Sol kolu  dirsekten parmakların ucuna kadar yukardan aşağı doğru yıkamalıdır.

4- Sağ eli ıslayıp  başın ön kısmına meshetmelidir; ancak dışardan su alınmamasına dikkat edilmesi gerekir..

5- Sağ elin rutubetiyle sağ ayağın üst kısmına parmakların ucundan ayağın üzerindeki çıkık noktasına (ihtiyaten farz olarak ayak bileğine) kadar meshetmelidir.

6- Sol elin rutubetiyle sol ayağın üst kısmını 11. ve 12. şekilde olduğu gibi parmakların ucundan ayağın üzerindeki çıkık noktasına (ihtiyaten farz olarak ayak bileğine) kadar meshetmelidir. Ayaklara meshederken şu duayı okumak müstehaptır:
Bu arada şöyle dua ede biliriz ”
“Allah’ım! Beni, ayakların kaydığı günde sırat üzerinde sabit kıl. Çabamı seni benden razı kılacak şeyde kıl.”

Abdestin şartları
1- Abdest suyunun pâk olması.
2- Abdest suyunun mutlak (başka bir şeyle karışmamış) olması.
3- Abdest suyunun mubah (gasp edilmemiş) olması.
4- Abdest alınan ibrik vs.nin mubah olması.
5- Abdest alınan ibrik vs.nin altın ve gümüşten olmaması.
6- Abdest azalarının pâk olması.
7- Abdest ve namaz için vaktin yeterli olması.
8- Tertib: Abdest amelleri arasında sırayı gözetmek.
9- Muvalat: Abdest amellerini peş peşe ve aralıksız yapmak.
10- Mübaşeret: İmkan dahilinde insana başkasının abdest aldırmaması.
11- Su kullanmanın herhangi bir sakıncası olmaması.
12- Herhangi bir şeyin suyun bedene ulaşmasına engel olmaması.

Abdesti Bozan Şeyler:
1-İdrar.
2-Gâita.
3-Gaz (yel) çıkması.
4-Gözün görmeyeceği ve kulağın işitmeyeceği şekilde uyumak.
5-Delilik.
6-Baygınlık.
7-Sarhoşluk.
8-Guslü gerektiren her şey.

Namaz kılan kimse, namazının doğru olması için aşağıda açıklanan şartları yerine getirmekle yükümlüdür. Bu şartlar şöyledir:
1-Taharet
2-Namaz kılınan elbise ile ilgili şartlar
3-Namaz kılınan yer ile ilgili şartlar
4-Namaz vakitleri
5-Kıble
Bunları sırasıyla aşağıda açıklayacağız:

Şayet  daha  önce  düzenli  olarak  namaz  kılmadıysanız  veya, ilk  defa  namaz  kılmaya
karar verdiyseniz  öncelikle   geçmiş   günahlarımızdan  pişmanlık  duyup  tevbe  etmeliyiz.  Hiç  bir  şey  bilmiyorsanız  en  kısa  sürede   subhaneke ve  ettehiyyatü duasını ,fatiha suresini  ve  en  kısa  sureler  olan  kevser, ihlas , nas  ile  felak  surelerini ögrenmeniz  gereklidir. Fakat  bunları  bilmiyorum  diye  kendinizi  ibadetten  alıkoymayınız.  Bildiğiniz  kadarıyla  yapmaya  çalışırken  bir  yandanda  bu  kısa  sureleri  öğrenmek  için  gayret  gösteriniz. İnşallah  Allah  yardımcınız  olacaktır.

Aşagıda  verdiğimiz  tariflerde  fatiha  suresinin  ardından  kuran  okunur  demek bilenler sırasıyla  bildiği  sureleri  veya  ayetlerden  okuyabilir anlamındadır.
Siz ne  biliyorsanız  onu  okursunuz

Namaz Nasıl Kılınır?
Bilindiği gibi namazlar farz, vacib, sünnet ve müstahab kısımlarına ayrılmakta ve ikişer, üçer, dörder rekatlı bulunmaktadır. Bu namazlar daha önce yazdığımız üzere farzlarına, vaciblerine, sünnetlerine ve adabına riayet edilerek şöyle kılınır:

1) Sabah Namazı
Sabah namazının iki rekat sünnetini kılmak için: “Niyet ettim bugünkü sabah namazının sünnetini kılmaya”, diye niyet edilir. Hemen eller yukarıya kaldırılıp “Allahu Ekber” diye tekbir alınır.
Ondan sonra eller bağlanır ve “Sübhaneke allahümme ve bihamdike ve tebarekesmüke ve tealâ ceddüke ve la ilahe gayrük” okunur. Arkasından “Eûzübillahimineşşeytani’r-racim Bismillahirrahmanirrahim” diyerek eûzü besmele çekilip Fatiha suresi okunur sonra “Amîn” denir ve bilinen surelerden  biri  okunur.

Arkasından “Allahu Ekber” deyip rükûa varılır. Bu halde en az üç defa “Sübhane Rabbiye’l-Azîm” denir. Sonra “Semiallahülimen hamideh” denilerek ayağa kalkılır.
Ayakta “Allahümme rabbena ve lekelhamd” denilir (2). Ondan sonra “Allahu Ekber” diyerek secdeye varılır. Secde halinde de üç defa “Sübhane Rabbiyel’alâ” denir. Sonra “Allahu Ekber” denilerek kalkılır ve dizler üzerine oturulur ve bir tesbih miktarı durulur. Yine “Allahu Ekber” denilerek ikinci secdeye varılır. Bunda da üç defa “Sübhane Rabbiyel’alâ” denilir. Bununla bir rekat bitmiş olur.
Bu ikinci secde arkasından “Allahu Ekber” denilerek ikinci rekata kalkılır.

Tam ayakta iken yalnız besmele çekilir. Fatiha suresi ve bir sure  okunur.
Birinci rekatta olduğu gibi, rükû ve secde yapılır. İkinci secdeden sonra oturulur ki, buna “Ka’de = oturuş” denir. Burada “Ettehiyyatü lillâhî ve Allahümme Salli ve Barik, Rabbena atina” diyerek dualar sonuna kadar okunur. Sonra “Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah” diyerek sağ tarafa ve yine “Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah” diyerek sol tarafa selam verilir. Böylece iki rekatlı namaz bitmiş olur (3).

Bütün bu tekbirler, tesbihler ve kıraatlar, yalnız namaz kılanın işitebileceği bir sesle gizlice yapılır.

Namazda erkeklerle kadınların ellerini nasıl kaldıracakları, nasıl bağlayacakları, rükû ile secdede ve ka’delerde nasıl vaziyet alacakları “Namazın sünnetleri ve edebleri” bölümünde bildirilmiştir.

Sabah Namazının iki rekât Farzına gelince: Önce yalnız erkeklere mahsus olmak üzere Gamet getirilir.
Kamet getirmek namazın dışında bir sünnettir,getirildiğinde sevap kazanılır,
getirilmediğinde sevaptan mahrum kalınır.
Kamet getirmemek namazın faziletini düşürmez.

GAMET
Allahü ekber, Allahü ekber.Allahü ekber, Allahü ekber.
Eşhüde en la ilâhe illallah. Eşhüde en la ilâhe illallah.
Eşhedü enne muhammeden rasululullah. Eşhedü enne muhammeden rasulullah.
Hayye alessalah, hayye alessalah.
Hayye alel-felâh. Hayye alel-felah.
Kad kâmeti’s-sâlatu. Kad kameti’s-salah.
Allahü ekber, Allahü ekber,
La ilâhe illallah”

Sonra “Bugünkü sabah namazının farzını kılmaya” diye niyet edilir. Eller kaldırılarak “Allahu Ekber” diye namaza başlanıp eller bağlanır. Sabah namazının sünnetinde bildirildiği gibi iki rekat kılınır ve tamamlanmış olur.

Yalnız sabah namazlarının farzlarında Fatiha’dan sonra biraz fazla Kur’an okunması sünnettir. Bu sünnetin en az derecesi kırk ayettir. Bununla beraber üç kısa ayet de okunması caizdir. Vaktin çıkmasından korkulduğu zaman az ayet okunur. Öyle ki, yalnız Fatiha ile veya birkaç ayet ile yetinilir.

Her rukü den sonra doğrulurken “Semiallahu limen hamideh” cümlesini, söylemek sünnettir

2) Öğle Namazı
Öğle namazının ilk dört rekat sünnetinin evvelki iki rekatı, tam sabah namazının iki rekat sünneti gibi kılınır. Yalnız bunda niyet “Bugünkü öğle namazının ilk sünnetine” diye yapılır. Bir de bunda ikinci rekattan sonraki oturuş, son oturuş değil, birinci oturuş (ka’de) olduğundan bu oturuşta yalnız “Tahiyyat” okunur. Sonra “Allahu Ekber” deyip ayağa kalkılır.

Yalnız Besmele, Fatiha ve bir mikdar da Kur’an okunarak yukarda bildirildiği şekilde, rükû ve secde yapılır. Ondan sonra dördüncü rekat için “Allahu Ekber” denilerek ayağa kalkılır. Bunda da yalnız besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur’an okunarak yine bildirildiği gibi, rükû ve secdelere varılır. Sonra oturulur; bu oturuş son ka’dedir. Bunda da Tahiyyat okunduktan sonra, Salli ve Barik, Rabbena atina duaları tamamen okunup, yazdığımız şekilde, iki tarafa selam verilir. Böylece bu dört rekat sünnet kılınmış olur.

Öğle Namazının Dört Rekat Farzına Gelince: Sünnetten sonra namaza aykırı bir iş yapmadan ayağa kalkılır. Gamet getirilir.

O günkü öğle namazının farzını kılmaya niyet edilir. Eller yukarıya kaldırılarak “Allahu Ekber” diye tekbir alınır. İlk iki rekatı sabah namazının iki rekat farzı gibi kılınır.

Ancak bu iki rekattan sonraki oturuş, birinci ka’de olduğundan bunda yalnız “Tahiyyat” okunur. Ondan sonra “Allahu Ekber” denilerek üçüncü rekata kalkılır. Yalnız Besmele ile Fatiha okunur. Anlatıldığı gibi rükû ve secdelere varılır. Sonra “Allahu Ekber” diyerek dördüncü rekata kalkılır.
Besmele ile yalnız Fatiha suresi okunarak rükû ve secdelere gidilir. Sonra oturulur. Bu oturuş son ka’dedir. Bunda “Tahiyyat” okunduktan sonra “Salli ve Barik, Rabbenâ âtinâ” duaları okunur ve iki tarafa selam verilir. Böylece öğlenin farzı bitmiş olur.

Öğlenin Son İki Rekat Sünnetine Gelince: Bu da, “Bugünkü öğle namazının son sünnetini kılmaya” diye niyet edilip tamamen sabah namazının sünneti gibi kılınır.

Yalnız başına namaz kılan kimse, öğle namazlarının hem sünnetlerinde, hem de farzında kıraati, tekbirleri, tesbih ve tahmidleri gizlice yapar.

3) İkindi Namazı
İkindi namazının dört rekat sünnetinin her iki rekatı, müstakil (iki rekatlı) namaz gibidir. Onun için bu dört rekatın her iki rekatı (şef’î) tamamen sabah namazının iki rekat sünneti gibi kılınır.

Şöyle ki: Önce o günkü ikindi namazının sünnetini kılmaya niyet edilir. Bu namazın ilk iki rekatı bildirildiği gibi kılınınca oturulur. Bu oturuş, son oturuş demektir. Bunda “Tahiyyat ve salli -barik duaları okunur
Sonra “Allahu Ekber” diyerek üçüncü rekata kalkılır. Sübhaneke ve Eûzü Besmele’den sonra Fatiha ile bir mikdar ayet okunarak rükûa ve secdelere varılır. Ondan sonra tekbir ile dördüncü rekata kalkılarak yalnız Besmele ile Fatiha ve bir mikdar da Kur’an okunur. Sonra yine rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur. Bu son oturuş olduğu için bunda “Tahiyyat ile Salavatlar” ve “Rabbenâ âtinâ” okunur ve iki tarafa selam verilir.

İkindi Namazının Farzına Gelince: Bu da tamamen öğle namazının farzı gibi kılınır. Yalnız niyet değişir. O günkü ikindinin farz namazını kılmaya niyet edilir.

Tek başına namaz kılan kimse, ikinci namazının sünnetini de, farzını da öğle namazı gibi gizli okuyarak kılar.

4) Akşam Namazı
Akşam namazının üç rekat farzı, öğle ile ikindi namazlarının ilk üç rekat farzları gibi kılınır.
Önce Gamet getirilir
Gametten sonra Akşam namazının farzını kılmaya niyet edilip namaza tekbir ile başlanır. Yukarda açıklandığı üzere ilk iki rekatı kılınarak oturulur. Bu, birinci oturuştur. Bunda yalnız “Ettehiyyatü” okunur.

Ondan sonra üçüncü rekata kalkılarak yalnız besmele ile Fatiha suresi (Elham)okunur. Sonra “Allahu Ekber” denilerek rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur ki, bu da son oturuştur. Bunda “Tahiyyat ile Salavatlar” ve “Rabbenâ âtinâ” okunur, iki tarafa selam verilir.

Akşam namazının farzında vaktin darlığından dolayı kısa sureler okunur.
Akşam Namazının Sünnetine Gelince: Bu da “Bu akşam namazının sünnetini kılmaya” diye niyet edilip tam sabah namazının sünneti gibi kılınır.

5) Yatsı Namazı
Yatsı namazının ilk dört rekat sünneti, tamamen ikindi namazının dört rekat sünneti gibi kılınır.
Dört rekat farzı da, tamamen öğle ve ikindi namazlarının farzları gibi kılınır. İki rekat son sünnetine gelince, bu da tamamen sabah ve akşam namazlarının iki rekat sünnetleri gibi kılınır.
Yalnız niyetler değişir, yatsı namazının farzına ve sünnetine niyet edilir. Yatsı namazının son sünneti de, dört rekat olarak kılınabilir. Bu halde tamamen ilk dört rekat gibi kılınır.
Bununla beraber iki rekatta bir selam vermek sureti ile de kılınabilir. Bu takdirde her iki rekatın ka’desinde “Tahiyyat ile Salavatlar” ve “Rabbena atina” duası okunur. Geceleyin kılınan nafile namazlarda daha faziletli olan, böyle iki rekatta bir selam vermektir.

6) Vitir Namazı
Üç rekattan ibaret olan vitir namazı da şöyle kılınır: Önce o günün vitir namazını kılmaya niyet edilir. “Allahu Ekber” denilerek namaza başlanır. Sübhaneke okunduktan sonra “Eûzü Besmele” çekilerek Fatiha okunur. Arkasından bir mikdar daha Kur’an-ı Kerîm okunur. Açıklandığı şekilde rükû ve secdelere gidilir.
Sonra ikinci rekata kalkılır ve yalnız besmele ile Fatiha suresi ve bir mikdar daha Kur’an-ı Kerîm okunarak yine rükû ve secdelere varılır. Ondan sonra oturulur. Bu oturuş birinci ka’dedir. Bunda yalnız “Tahiyyat” okunur.

Ondan sonra “Allahu Ekber” denilerek üçüncü rekata kalkılır. Bunda da yalnız Besmele ile Fatiha ve bir mikdar daha Kur’an-ı Kerîm okunarak daha ayakta iken eller kaldırılıp “Allahu Ekber” diye tekbir alınır. Tekrar eller bağlanıp ayakta “Kunut” duası okunur. Sonra “Allahu Ekber” diye rükû ve secdelere gidilir. Ondan sonra oturulur. Bu da son oturuşdur. Bunda da bildiğimiz gibi “Tahiyyat ile Salavatlar” ve “Rabbenâ âtinâ” duası okunarak iki tarafa selam verilir.

Namaza  başlamanız  ve  devam  etmeniz  dileğiyle  Allah sizlerden  hoşnut  ve razı olsun.
Not: Anlayamadığınız veya sormak istediğiniz sorulara özel olarak yada açık mesaj yanıtı olarakta bigi verebiliriz
Mesaj ve yorumlarınızı bekliyoruz

Yazar  H. Metin  Yiğit

BU ÇİZGİ FILM NAMAZ NASIL KILINIR KONUSUNDA SİZLERE FAYDALI OLABİLİR LÜTFEN DİKKATLE İZLEYİN
Namaz Öğreniyorum Çizgi Film

Fındık hakkında faydalı bilgiler

22 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori BİTKİLER VE SAĞLIK

FINDIK HAKKINDA BİLGİLER

Bazı beslenme yanlışlarımız var, ısrarla yapıyoruz. Onlardan biri de “kilo alırım” diye korkup kabuklu kuruyemişleri yeteri kadar yememek.
Dünyanın en büyük fındık üreticilerinden biriyiz. Yeteri kadar ceviz, badem, yer fıstığı üretiyoruz. Ama gelişmiş ülkelerde “ilaç niyetine” yenilen bu besinleri biz hâlâ “abur cubur yiyecekler” sınıfına koyuyoruz!

Oysa özellikle 90’lı yıllar sonrasında yapılan araştırmaları baz alarak fındık, ceviz, badem, yer fıstığı ve antepfıstığına hak ettikleri değeri vermek zorundayız. Nedeni şu…

Araştırmalar bu yiyeceklerin kalp krizi geçirme ya da kalp hastalığına yakalanma ihtimalini azalttıklarını gösteriyor.

Amerika’da yapılan çok büyük bir araştırmada (Lowa Kadın Sağlığı Araştırması), haftada birkaç kere makul miktarda kabuklu yemiş yiyenlerde kalp krizi ve kalp hastalığı riskinin neredeyse yüzde 50’lere yakın oranlarda düştüğünü gösteren verilere ulaşıldı.

Peki fındığın, cevizin, bademin, yer fıstığı ya da antepfıstığının bu mucizevi faydaları nereden kaynaklanıyor?
Sorunun yanıtı şu: Hepsinin de içinde bol miktarda posa, kolesterol düşürücü bitkisel sterol, folik asit, magnezyum, bitkisel Omega-3 yağları var. Bu bileşimler, özellikle içerdikleri doymamış yağlar nedeniyle kötü kolesterolü azaltma, iyi kolesterolü yükseltmede mükemmeller.

MİKTAR ÇOK ÖNEMLİ
Omega-3 yağları ile damar sağlığını güçlendiriyor, kalp ritim bozukluklarını önlüyor, kanı inceltip pıhtılaşma ihtimalini düşürüyorlar. Yapılarındaki arginin, damar duvarında daha fazla nitrik oksit üretilmesine ve bu yolla damarların gevşemesine, genişlemesine yardımcı oluyor.

Nitrik oksit ile sağlanan bu genişleme cinselliği destekliyor. Ayrıca kan basıncı da düşüyor. Koroner arterlerde kan akışı rahatlıyor. Yapılarındaki folik asit homosisteini düşürürken, potasyum kalbi güçlendiriyor.

Kafanızı daha fazla karıştırmak istemem ama bana sorarsanız bu yiyeceklerin 30-40 gramlık miktarları kolesterol düşürücü, tansiyon ayarlayıcı haplar kadar etkili.

Bu yiyeceklerden uzak durmanızın nedeni, onları birer kilo makinesi gibi görmenizdir. Bu durum yüksek kalorili besinler olmalarından kaynaklanıyor. Ortalamada her birinin 100 gramı yaklaşık 600 kalori civarında enerji kazandırıyor.

Avuç avuç yerseniz, kilo almanız doğal. Oysa 30-40 gram yediğinizde 150-200 kalori civarında bir kalori kazanımınız söz konusudur ve bu rakam ara öğünlerde almanızı tavsiye ettiğimiz rakama eşittir.

Ara öğünlerinizde cipsler, tuzlu veya şekerli bisküviler, fırın işi unlu, yağlı zararlı besinler ya da çikolata, dondurma yerine bu yiyecekleri tercih ederseniz, hem kilo sorunuyla karşılaşmaz hem de sağlığınıza ciddi bir yatırım yapmış olursunuz. Bizden söylemesi…

MÜKEMMEL ARA ÖĞÜN SEÇENEKLERİ

40 gr ceviz = 8 adet
40 gr fındık = 20 adet
40 gr badem = 20 adet
40 gr yer fıstığı = 20-25 adet
40 gr antepfıstığı (kabuksuz) = 20 adet

Van ilimiz ve ilçeleri genel bilgiler

22 Temmuz 2018 Yazan  
Kategori ŞEHİRLER VE İLÇELER

VAN İLİMİZ VE İLÇELERİ HAKKINDA GENEL BİLGİLER
Yüzölçümü: 19.069 km²
Nüfus: 1.106.892 kişi 2018 yılı verilerine göre
İl Trafik No: 65

Van ve çevresi, coğrafya bakımından önemli bir konumu olduğu için çok eski dönemlerden beri yerleşim alanı olmuş, birçok uygarlığın izlerini üzerinde barındırmıştır. Urartu Medeniyetine başkentlik yapan Van, bugüne değin, Hurriler, Hititler, Persler, Medler, Selçuklular, Osmanlılar gibi birçok kültürü bağrında taşımıştır.

Van Gölü, Akdamar Kilisesi, “kaleler kenti” olarak anılmasını sağlayan kaleleri, dünyaca ünlü kedisi ve pek çok turizm aktivitesine olanak veren coğrafyası ile Doğu’nun önemli bir turizm merkezidir.

COĞRAFYASI

Doğu Anadolu Bölgesi’nde bir il merkezi olan Van, kuzey ve kuzeybatısında Ağrı, doğusunda İran, güneyinde Hakkari ve Şırnak, güneybatısında Siirt, batısında Van Gölü ve Bitlis ile çevrilidir. Türkiye’nin en doğu kesiminde yer alan Van’ın yüksek dağlık alanlardan oluşan engebeli bir arazi yapısı vardır. Bu engebeler 1.600 m.den aşağı değildir. İl sınırları içerisinde dorukları 3.000 m.yi aşkın dağlar bulunmaktadır. Kuzey kesiminde en yüksek noktası il sınırları dışında olan Aladağ ve Tendürek Dağları’dır. Tendürek Dağları aynı zamanda İran ile sınırı oluşturan Sınır Dağları olarak isimlendirilir. Aladağ’ın 3.211 m. yüksekliği ile Kerdahol Tepesi bu kesimin en yüksek tepesidir. Doğu kesiminde İran sınırı boyunca kuzey-güney doğrultusunda uzanan Berhebine (Er) Dağı ile Haravil (Yiğit) Dağı (3.468 m.) bulunmaktadır. Güney kesimini ise Güneydoğu Torosların uzantısı olan Kavuşşahap Dağları engebelendirir. Bu dağlar Van Gölü’nün güneyini bütünü ile kaplamaktadır. Bunların dışında Gökdağ (3.604 m.), Arnas (Kepçe) Dağı (3.537 m.), Kavuşşahap Dağı (3.634 m.), Müküs Dağı (3.414 m.) ve Artos (Çadır) Dağı (3.537 m.) bulunmaktadır. Van’ın orta kesiminde ise Pirraşit Dağı (3.109 m.), Mengene Dağı (3.412 m.), Koçkıran Dağı ve İspiriz Dağı (3.668 m.) yer almaktadır. Bu dağlar Van Doğusu Dağları ismi ile tanınmaktadır. Dağların yüksek düzlüklerinde ise yaylalar bulunmaktadır.

Van’daki başlıca düzlükler; Çaldıran, Bargiri (Muradiye), Erciş, Van, Hoşap, Havasor ovaları ile Karakallı Düzü, Erçek Düzü, Noşar Düzü ve Tarhani Düzü’dür.

AKARSULAR

İl topraklarından kaynaklanan Urmiye, Erçek ve Van kapalı havzaları Basra Körfezi’ne ulaşmaktadır. Kotur Çayı ise İran’daki Urmiye Gölü’ne dökülür. İlin doğusundan kaynaklanan ve doğu-batı doğrultusunda akan Memedik Çayı aracılığı ile Erçek Gölü’ne ulaşan akarsular bulunmaktadır. Ayrıca Zilan Deresi, Deliçay, Bendimahi Çayı, Karasu olarak isimlendirilen Marmit Çayı ve Hoşap Suyu Van Gölü’ne dökülen akarsulardır. Dicle Nehri’nin başlıca kollarından Büyük Zap Suyu ile Botan Çayı (Ulu Çay) il topraklarından kaynaklanan diğer akarsulardır.

Van ilinde Türkiye’nin en büyük gölü olan Van Gölü’nün doğu kesimi bulunmaktadır. Bunun dışında Erçek Gölü, Akgöl, Sultan (Süphan) Gölü, Tuz Gölü (Kazlı), Değirmi Göl ve Hasantimur Gölü il toprakları içerisindedir. Van’ın doğusundaki Keşiş (Turna) Gölü ise Urartular zamanından sulama amaçlı olarak kullanılmış yapay bir göldür.

VAN GÖLÜ

Nemrut Dağı’nın patlaması sonucunda kraterde biriken suların oluşturduğu volkanik bir göldür. Gölün yüzölçümü 3.713 km2 olup, denizden yüksekliği 1.646 m., derinliği de 457 m.yi aşmaktadır. Çok sayıda koyları bulunan gölün doğusunda Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adaları bulunmaktadır. Sit alanı olarak ilan edilen bu adalar turistik özelliğe sahiptir. Van Gölü’nün suyu sodalı ve tuzludur. Aynı zamanda da dünyada en çok soda içeren göldür. Yüzölçümü 19.069 km2 olan ilin 2000 Yılı Genel Nüfus Sayım sonuçlarına göre; toplam nüfusu 877.524’tür.

Van Gölü’nün doğu sınırı boyunca uzanan alan ile ilin kuzey ve güney kesimleri fay hattı üzerindedir. Bu yüzden de 10 Eylül 1941’de Erciş Depremi, 24 Kasım 1976’da Çaldıran Depremi yörede büyük yıkıma ve can kaybına neden olmuştur.

İKLİMİ
Yüksek ve engebeli bir arazide ve denizden uzak olan Van’da Karasal iklim hüküm sürmektedir. Mevsimler ve günler arasında sıcaklık farkı büyüktür. Kışlar uzun kar yağışlıdır. Yazlar ise kısa ve sıcak geçer. Van Gölü kıyısındaki iklim doğu ve kuzey kesimlerine göre daha yumuşaktır.

BİTKİ ÖRTÜSÜ
Van, orman açısından Türkiye’nin en yoksul illerinden birisidir. Bitki örtüsü step görünümündedir. Eski yıllarda ormanlarla kaplı olan ilin güney kesiminde meşe topluluklarına rastlanır. Ancak, yüzyıllardır tahrip edilen ormanlardan çok az ağaç günümüze gelebilmiştir. Çalılıklar halindeki bodur meşelerin yanı sıra bodur ardıç, ceviz, doğu çınarı, melengiç, kavak ve kızılcık ağaçları görülmektedir.

EKONOMİ

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık, turizm ve balıkçılığa dayalıdır. İklimi sert olduğundan tarım pek fazla gelişmemiştir. Bununla birlikte yetiştirilen tarımsal ürünler arasında; kuru yem bitkisi, buğday, şeker pancarı, patates bulunmaktadır. Az miktarda da arpa, kavun, karpuz, domates, baklagiller, elma, ceviz ve sebze yetiştirilir. Van’ın ekonomisinde hayvancılık ön planda gelmektedir. Sığır, koyun, kıl keçisi, at, eşek, manda yetiştirilir. Koyun ve sığır türlerinin ıslahı için Erciş’te Altındere Tarım İşletmesi kurulmuştur. Hayvancılık daha çok yaylacılık yöntemleri ile yapılmaktadır. Hayvansal ürünlerin başında Van’a özgü otlu peynir gelmektedir. Arıcılık, tavukçulu, Van Gölü başta olmak üzere göllerde ve diğer akarsularda balıkçılık yapılmaktadır. Ayrıca Van kilimlerinin Türk halı ve kilim sanatı yönünden önemi büyüktür.

Kalkınmada öncelikli iller kapsamına 1968’de alınmasına rağmen sanayide büyük bir gelişme görülmemiştir. İmalat sanayii daha çok hayvansal ürünlerin işlenmesine dayalıdır. Bununla birlikte, Van Et Kombinası, Van Süt ve Mamulleri İşletmesi, Yem Sanayiinin Van Yem Fabrikası, Van Deri ve Kundura Fabrikası , Erciş Şeker Fabrikası, Van Çimento Fabrikası ildeki belli başlı kamuya ait sanayii kurumlarıdır. Bunun dışında mandıralar, un, tuğla ve yün ipliği fabrikaları da bulunmaktadır.

Van doğal ve tarihi değerler yönünden zengin olup, ekonomisinde turizmin büyük katkı payı vardır. Van Gölü kıyılarındaki plajlar, Akdamar Adası, Van Kalesi, Bendimahi Çağlayanı ve Erek Vadisi turizm açısından önem taşımaktadır. Ayrıca Van’a özgü olup, dünyaca tanınan Van Kedileri koruma altına alınmıştır.

İl topraklarında mermer yatakları bulunmaktadır. Başkale’de traverten, Çaldıran ve Gevaş’ta tuğla-kiremit hammaddesi, Erciş’te linyit, sünger taşı yatakları vardır. Ayrıca ilin çeşitli yerlerinde de maden suyu kaynakları bulunmaktadır.

TARİHÇESİ
Van’ın eskiçağlara kadar inen çok eski bir tarihi bulunmaktadır. Özellikle Tilkitepe’de yapılan kazılarda ele geçen buluntular Kalkolitik Çağ’dan (MÖ.5500-3500) itibaren yörede sürekli bir yerleşim olduğunu göstermiştir. Ancak, bu buluntular Van bölgesi ile Mezopotamya kültürleri arasında yakın bir ilişki olduğunu da ortaya koymuştur. MÖ.3000’de Hurriler burada yaşamıştır. Doğu Anadolu’da yaşayan Hurriler burayı merkez konumuna getirmişlerdir. Hurrilerin Hititler tarafından yıkılmasından sonra Urartular yöreye hakim olmuş ve Van 300 yıl Urartuların başkenti olmuştur. Bu arada İ.Sardur Van Kalesini kurmuş ve buraya Urartu dilinde Biane adı verilmiş, bu isim zamanla Van’a dönüşmüştür. Urartuların ileri bir kültür düzeyine eriştikleri; Van’da Tuşba, Çavuştepe ve Topraktepe’de günümüze ulaşan sulama, bağcılık ve mimari alandaki eserleri ile anlaşılmaktadır. MÖ.VI.yüzyılın başlarında Medler Urartu Devletini yıkmışlar, bunun ardından da Persler yöreye hakim olmuştur. Büyük İskender’in Persleri yenmesinden sonra Makedonyalılar, ardından Seleukoslar burada hüküm sürmüştür.

MÖ.III.yüzyılda Van yöresi kısa bir süre Ptolemaiosların eline geçmiş bunu MÖ.129’da Partlar, MÖ.I.yüzyılda Ermeni krallarından Dikran’ın egemenliği izlemiştir. Van Partlar ile Romalılar arasında zaman zaman el değiştirmiş, MS.III.yüzyılda Romalılar Sasanilerle yöre için savaşmışlardır. Roma’nın ikiye ayrılmasından sonra Bizans yönetiminde kalan Van VII.yüzyılın ortalarında Arapların eline geçmiştir. IX.yüzyılda Saciler, X.yüzyılda Arap ve Ermeni çekişmelerine sahne olmuştur. Bu çekişmelerin ardından 1021’de Bizanslılar yeniden yöreye hakim olmuş ve Bizans’ın Vaspurakan Theması’nın sınırları içerisinde kalmıştır. Bu arada Orta Asya’dan Türkmen boyları yöreye akınlar yapmıştır. Selçuklular 1054’te Erciş’i, 1064’te de Van çevresini ele geçirmişlerdir.

Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonra Selçuklular yöreye hakim olmuş, 1100’de Sökmenler Van’ı yönetimleri altına almışlardır. Bunun ardından Van yöresi 1205’te Gürcülerin saldırısına uğramış ve kısa bir süre de Eyyubiler buraya egemen olmuşlardır. Moğolların yağmalamasından sonra yöre yeniden Anadolu Selçuklularının, İlhanlıların ve Timur’un denetiminde kalmış, Hakkari beylerinden Karakoyunlu İzzeddin Şir Van ve çevresini yönetimi altına almıştır. Safevilerin bölgede etkin olmasından sonra Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Savaşı’nda Safevileri yenmesiyle Van ve yöresi Osmanlı topraklarına katılmıştır. Bununla beraber Van, zaman zaman Osmanlılar ile Safeviler arasında el değiştirmiştir. Amasya Antlaşması hükümlerine göre Osmanlı toprakları içerisinde kalan Van zaman zaman İranlıların saldırılarına uğramıştır. Osmanlılar ile İranlılar arasında 17 Mayıs 1639’da yapılan Kasr-ı Şirin Antlaşması hükümlerine göre de Osmanlıların İranlılar ile sınırı belirlenmiş ve Van Osmanlı topraklarında kalmıştır. Osmanlı döneminde Van, Eyalet statüsü kazanmış olup; 1568-1574 tarihleri arasında 12, 1578-1588’de 27 sancağa sahipti.

Van yöresi Osmanlı döneminde bazı ayaklanmalara sahne olmuş, 1895’te Ermenilerin başlattığı ayaklanmalar bastırılmıştır. Bununla beraber I.Dünya Savaşı başlarında Ermenilerin Taşnaktzutyun Örgütü Van’ı işgal etmiştir. 1915’te Ruslar tarafından işgal edilen yöre, Rus İhtilali nedeni ile Ruslar Anadolu’dan çekilirken Van’ı da boşaltmışlardır. Bu kez Ermeniler yeniden Van’ı işgal etmiş, Osmanlının 4.kolordusu 7 Nisan 1918’de Van’a girerek bu işgale son vermiştir.

I.Dünya Savaşı sırasında bu işgallerden ötürü Van büyük ölçüde etkilenmiş, yanmış, yıkılmış ve nüfusu azalmıştır. Bundan sonra “Bağlar Mevkiinde” kent yeniden kurulmuştur. Cumhuriyet döneminde kırsal bir görünümde olan Van 1923 yılında il konumuna getirilmiştir. 1970’lerde Türkiye ile İran arasındaki demiryolunun açılması, ardından Ortadoğu ülkeleri ile ticaretin yoğunlaşması Van’ın gelişmesine neden olmuştur.

TURİZM

Van’da günümüze gelebilen tarihi eserler arasında; Tuşba, Çavuştepe, Toprakkale’deki höyükler, Yeşilalıç Köyü Kaya Mezarı, Meherkapı Kaya Mezarı, Elmalı (Zivistan) Kaya Mezarı, Urartu Dönemine ait Hoşap Kalesi, Çavuştepe Kalesi (MÖ.764-734), Ayanıs Kalesi (MÖ.645-643), Toprakkale (MÖ.685-645), Aşağı-Yukarı Anzaf Kaleleri (MÖ.830-810), Norgüh Kalesi, Körzüt Kalesi (MÖ.VIII.yüzyıl), Urartu Su Yolları ve Kanalları (MÖ.IX.-VI.yüzyıl), Hoşap Köprüsü (1671), Çatak Holkan Köprüsü, Çatak Zevil Köprüsü, Akdamar Kilisesi, Adır Kilisesi (1305), Çarpanak Kilisesi (MÖ.IX.yüzyıl), Yedi Kilise (VIII.yüzyıl), Albayrak St. Bartholomeus Kilisesi (XVII-XIX.yüzyıl), Van Ulu Camisi, Hüsrev Paşa Camisi (1567), Gevaş İzdişar Camisi, Gevaş Halime Hatun Kümbeti (1358), Selçuklu Mezar Taşları bulunmaktadır

İLÇELERİ

Bahçesaray, Başkale, Çaldıran, Çatak, Edremit, Erciş, Gevaş, Gürpınar, Muradiye, Özalp ve Saray’dır.

MERKEZ
Merkez bucağa bağlı 23, Erçek bucağına bağlı 20, Timar bucağına bağlı 47 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlık ve engebelidir. İlçenin başlıca düzlükleri, Erçek düzlüğü ile buna açılan küçük ovalar ve Van Ovasıdır. Van Ovası aynı zamanda ilin en büyük ovasıdır. İlçede yerleşim merkezleri bu ova ve çevresinde toplanmıştır.

Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ovalarda ve göle dökülen akarsu ağızları çevresinde tarım yapılır. Buralarda tahıl, sebze ve meyve yetiştirilir. İlçede en çok küçükbaş hayvan beslenir.

İlçe merkezi Van Gölünün 7 km kadar doğusunda kale ve kalenin güney eteklerinde kurulmuştur.

BAHÇESARAY

Merkeze bağlı 16 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. İlçenin en önemli düzlüğü Bahçesaray Deresinin meydana getirdiği vâdidir. İlçe nüfûsu daha çok buralarda toplanmıştır. İlçede yer alan dağlar ulaşımı büyük ölçüde etkiler. Bölgeye ilk karın yağmasından yaz başına kadar çevresiyle bağlantısı kesilir.

Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok küçükbaş hayvan beslenir. Bahçesaray Deresi Vâdisinde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri, buğday, arpa ve cevizdir. Önemli ölçüde bal üretimi yapılmaktadır.

İlçe merkezi Bahçesaray Deresi Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Müküs’tür. Gevaş’a bağlı bir bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kânunla ilçe oldu.

BAŞKALE

Merkez bucağa bağlı 40, Albayrak bucağına bağlı 21 köyü vardır. Yüzölçümü 2599 km2 olup, nüfus yoğunluğu 21’dir.

İlçe toprakları ilin en yüksek bölümü olan güneydoğu kesiminde İran sınırında yer alır. İlçe sınırları içinde kalan İspiriz Dağı (3668 m), ilin en yüksek dağıdır. Yiğit Dağı, İran sınırında, Gökdağ ve Mordağ güneyinde, Mengene Dağı ise kuzeybatısında yer alır. İlçe merkezinin kuzeyini Başkale Dağı, güneyiniyse Merkez Dağı çevreler. Bu dağların eteklerinde ve aralarında geniş platolar vardır. İlçenin düzlükleri Çığlı Suyu Vâdisinde toplanmıştır.

Ekonomisi hayvancılığa dayanır. En çok koyun beslenir. İç ve dış pazarlara canlı hayvan satılır. Tarıma elverişli bölgelerde arpa buğday ve patates yetiştirilir.

İlçe merkezi İspiriz Dağı eteğinde Çığlı Suyu Vâdisinde kurulmuştur. Van-Yüksekova yolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 112 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1926’da kurulmuştur.

ÇALDIRAN
Merkeze bağlı 65 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Bendimahi Çayı Vâdisinde yer alan Çaldıran Ovası ilçenin en büyük düzlüğüdür. Denizden yüksekliği 2000 m civârındadır. Ova, ilçe merkezine doğru hafif bir eğimle alçalır. Ovayı Bendimahi Çayı sular. Kışın kalın bir kar tabakasıyla örtülü olan ova, karların erimesiyle yer yer bataklık görünümü alır.

Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Çaldıran Ovasının büyük bölümü otlak ve mer’a olarak kullanılır. Ovanın sulanabilen kısımlarında arpa ve buğday yetiştirilir. İlçe merkezi, ovanın kuzey batı kesiminde, Bendimahi Çayının bir kolu kenarında kurulmuştur. Özalp ilçesine bağlı bucakken 19 Haziran 1987’de 3392 sayılı kanunla ilçe oldu.

ÇATAK
Merkez bucağa bağlı, 19, Narlı bucağına bağlı 8 köyü vardır. Yüzölçümü 1826 km2 olup, nüfus yoğunluğu 12’dir.

İlçe toprakları dağlıktır. Dağların yükseklikleri genelde 3000 metrenin üzerindedir. Bu dağlar arasında kuzey-güney istikâmetinde akan Çatak Deresi, birçok kollarla beslenir. İlçenin tek düzlüğü Çatak Deresi boyunca doğuya doğru genişleyen küçük bir bölgedir.

Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun beslenir. Hayvancılıkla uğraşanlar yazın gür çayırlarla kaplı yaylalara çıkarlar. Yaylalarda kurulan mandıralarda Van’ın ünlü otlu peyniri sâdece bu ilçede îmâl edilir. Hayvancılığa bağlı olarak deri ve yapağı üretimiyle dokumacılık gelişmiştir. Tarım sâdece Çatak Deresi Vâdisinde yapılır. Başlıca tarım ürünleri tahıldır. Meyvecilik gelişmiş olup, armut ve ceviz üretimi önemlidir.

İlçe merkezi Çatak ve Norduz derelerinin birleştiği dar bir vâdide kurulmuştur. Köy görünümünde küçük bir yerleşim merkezidir. İl merkezine 82 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1937’de kurulmuştur.

EDREMİT
Merkeze bağlı 10 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Gölün kıyısında ise düzlükler olup, doğu kesimlerde Erek Dağı yer alır. Yerleşim merkezleri gölün kıyısındaki düzlükte toplanmıştır.
Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Ovalık kesimde tarım yapılır. Burada tahıl, sebze ve meyve yetiştirilir. İlçede en çok küçükbaş hayvan beslenir.

İlçe merkezi Van Gölü kıyısında Bitlis-Van karayolu üzerinde kurulmuştur. Merkez ilçeye bağlı bucak merkeziyken 1990’da ilçe oldu. Eski ismi Gümüşdere’dir. Tabiî güzelliği çok meşhurdur.

ERCİŞ

Merkez bucağa bağlı 35, Deliçay bucağına bağlı 14 ve Kocapınar bucağına bağlı 30 köyü vardır. Yüzölçümü 2115 km2 olup, nüfus yoğunluğu 47’dir.

İlçe topraklarının kuzeyi ve doğusunda yüksekliği 3000 metreyi aşan dağlar yer alır. Güneyindeyse gölle aynı yüksekliğe sâhip geniş bir ova vardır. Dağlardan doğan akarsuların göle döküldüğü kesimde yer alan alüvyonlu ova üç taraftan dağlarla çevrili olduğundan tarıma elverişli bir iklime sâhiptir.

Ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, şekerpancarı ve patatestir. Meyvecilik gelişmiş olup, elma, armut, kayısı ve üzüm yetiştirilir. Sebzecilik gelişmiştir. Dağ köylerinde hayvancılık yapılır. En çok koyun beslenir. Sığır besiciliği ve deri üretimi ekonomide önemli yer tutar. İlçe topraklarında perlit, ponza taşı ve linyit yatakları vardır.

İlçe merkezi Van Gölünden 5 km içeride Sulu Ova denilen düzlükte kurulmuştur. İl merkezinden sonra en büyük yerleşim merkezidir. Ağrı-Van karayolu üzerinde yer alan Erciş, il merkezine 96 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1750 metredir. Van’ın en yeşil ve büyük ilçesidir.

GEVAŞ

Merkez bucağa bağlı 34 köyü vardır. İlçe topraklarının büyük bir kesimi dağlıktır. Kuzey bölgesinde Bitlis Dağlarının bir bölümü yer alır. Bu dağlar kışın ulaşıma imkân vermez. İlçenin en önemli akarsuyu Van Gölüne dökülen Hoşap Suyudur. Van Gölü kıyısında düzlükler vardır.

Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. En çok koyun beslenir. İlçede aşiret düzeni hâkim olduğundan yazın bunlar sürülerini yaylalara çıkarırlar. Canlı hayvan ticâ reti yaygın olduğu için hayvânî ürünler azdır. Süt, peynir, yapağı ve deri en önemli hayvânî ürünlerdir. Bölgenin otlu peyniri meşhurdur. Göl kıyısındaki düzlüklerde tarım yapılır. En fazla elde edilen tarım ürünü şekerpancarıdır. Ayrıca az miktarda buğday, arpa, patates, ceviz, elma elde edilir. İlçede arıcılık gelişmiştir.

İlçe merkezi Çadır Dağının kuzey eteklerinde, göl kıyısının 3 km güneyinde kurulmuştur. Muş-Bitlis-Van karayolu ilçenin 2 km yakınından geçer. İl merkezine 39 km mesâfededir. İlçe belediyesi 1923’te kurulmuştur. Bitlis’in Ahlat ilçesinden sonra bölgenin en önemli Selçuklu mezarlığı bu ilçededir.

GÜRPINAR
Merkez bucağa bağlı 9, Güzelsu bucağına bağlı 27, Kırkgeçit bucağına bağlı 17, Yalınca bucağına bağlı 11 köyü vardır. Yüzölçümü 4063 km2 olup, Nüfus yoğunluğu 11’dir. Yüzölçümü bakımından ilin en büyük ilçesidir.

İlçe topraklarının doğusunda Koçlular, güneyinde Hakkari batısında, Kavuşşahap Dağlarının uzantısında yüksek yaylalar yer alır. Hoşap Suyu boyunda Hoşap ve Havasar Ovaları vardır. Yarısı ilçe topraklarında kalan Keşiş Gölü, Erek Dağından kaynaklanan küçük bir akarsu vâdisinin sulama için kapatılmasıyla meydana gelmiş sunî bir göldür.

Ekonomisi hayvancılığa dayalıdır. Mer’a hayvancılığı yapılan ilçede en çok koyun ve kıl keçisi beslenir. Süt, peynir, tereyağı, et, yapağı ve deri önemli hayvânî ürünlerdir. İlçenin kuzeyindeki düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa, yem bitkileri, patates, soğan, fasulye, ceviz ve elmadır.

İlçe merkezi Hoşap Suyu kenarında kurulmuştur. Denizden yüksekliği 1740 metredir. Van-Hakkari karayolu ilçenin 3 km kuzeyinden geçer. İl merkezine 21 km mesâfededir. İlçe merkezi 1936’da bugün Kırkgeçit bucağının olduğu yerde kurulmuştu. 1954’te bugünkü yerine nakledilmiştir. İlçe belediyesi 1954’te kurulmuştur.

MURADİYE

Merkez bucağa bağlı 36 köyü vardır.İlçe toprakları genelde dağlıktır. Kuzey ve doğu bölgelere gidildikçe yükseklik artar. Dağlardan kaynaklanan suları Bendimahi Çayı toplar. Bu çayın göle döküldüğü bölgede Muradiye Ovası yer alır.

Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Muradiye Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri şekerpancarı, buğday ve arpadır. Dağlık bölgelerdeki yaylalarda çok sayıda koyun ve kıl keçisi beslenir. Yaylalarda yazın kurulan mandıralarda tereyağ ve bölgeye âit otlu peynir üretilir.

İlçe merkezi Bendimahi Çayının doğusunda bir vâdinin yamacında kurulmuştur. Doğubeyazıt-Van karayolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 78 km mesâfededir. Denizden yüksekliği 1735 metredir. Eski ismi Bargiri’dir. İlçe belediyesi 1935’te kurulmuştur.

ÖZALP
Merkez bucağa bağlı 28, Doruntay bucağına bağlı 24 köyü vardır.
İlçe toprakları genelde dağlıktır. Dağları Karasu’nun kolları olan Memedik Suyu ve Yeniçay Deresinin açtığı vâdilerle parçalanmıştır. Bu vâdilerde küçüklü büyüklü düzlükler meydana gelmiştir. Dağ eteklerinde hayvancılık bakımından önemli çayırlarla kaplı sulak yaylalar vardır.

Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Yaylacılık yöntemiyle çok sayıda koyun yetiştirilir. Küçük düzlüklerde tarım yapılır. Başlıca tarım ürünleri buğday, arpa ve patatestir.

İlçe merkezi Memedik Çayı Vâdisinde kurulmuştur. Eski ismi Mahmudi’dir. Van’ı İran’a bağlayan kara ve demiryolu ilçe merkezinden geçer. İl merkezine 61 km mesâfededir. Gelişmemiş ve küçük olan ilçenin belediyesi Cumhûriyetten önce kurulmuştur.

SARAY
Merkeze bağlı 23 köyü vardır. İlçe toprakları genelde dağlıktır. Memedik Vâdisinde bulunan Saray Ovası ilçenin tek düzlüğüdür. Saray Ovası 45 km2lik alanı kaplar. Denizden 2100 m yüksekliktedir.

Ekonomisi hayvancılık ve tarıma dayalıdır. Yaylacılık sistemiyle çok sayıda koyun beslenir. Saray Ovasında tarım yapılır. Başlıca tarım ürünü tahıldır. Ayrıca az miktarda patates yetiştirilir.

İlçe merkezi Saray Ovasının en doğusunda yamaçlara doğru kurulmuştur. Van-İran karayolu ilçe yakınından geçmektedir. Özalp’a bağlı bucakken 1990’da ilçe oldu.

« Önceki YazılarSonraki yazılar »